pandemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pandemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2021 Cumartesi

AŞILAR, MAVİ HAPLAR VE KOMPLO TEORİLERİ

 


Genç bir arkadaşım vardı, kendisi ateist ve bayağıda modern biri ama sağdan, soldan duydukları yüzünden aşı olmuyordu. Onu mavi haplar (illa adını söyletmeyin) ölümcüllüğü ikna ettim ve belki bu yazıyı okuyanları da ikna ederim.

Şimdi, her şey üzerine komplo teorisi üretenler, hayatımızdaki pek çok şey üzerine komplo teorisi üretmiyor. Bir de, hemen hemen her şeyin İslam'a uygunluğu tartışılırken, bu mavi haplar hiç tartışılmadı. Gülmeyin öyle hemen, benim hatırladığım tüp bebek uygulamalarının, suni dölleme ile üretilen sığırların etinin helal olup, olmadığı,  Sunay Akın'ın yazdığına göre Kanuni döneminde çeşmelere musluk taılıp, takılmayacağı hep tartışıldı. Estetik ameliyatlar konusunda da sürekli aleyhte karar veren, makyaj ya da saç boyası-dövme gibi konularda uyuşamayan din uleması, bu konuda sessiz. Şu satırları okuyanların, kıkır kıkır gülme seslerini, daha yazarken  duyabiliyorum. Şaka bir yana cidden bu hap, aslında kalp ilacı araştırması sırasında bulunmuş ve bu hapın sizi kalp krizinden öldürmesi büyük ihtimal. Hatta anladığım kadarı ile bu mavi haplar yüzünden ölen çok kişi var ama pek haber olmuyor. Ben de şahsen bu şekilde ölmeyi, ölsem de ölüm şeklinin duyulmasını hiç istemem. Ben ya da başka bir öğretmen arkadaş, bu şekilde ölsek, liseliler espri yapmaktan,  yas tutamaz.

-Sinan hoca başı dik gitmiş,

-Sinan hocanın tabutunu kapatamamışlar ve benzeri...

İşin şakası-komikliği bir yana, leblebi gibi hap yutan, istediği ilacı yazmadı diye doktoru dövecek kadar ilaç düşkünü bir topluma, aşı karşıtlığı nereden geldi, o da hazin bir soru. Aşı karşıtları, işlenmiş ve paketli gıdaların içinde ne olduğunu sorguluyor mu acaba. Şu an yediğimiz beyaz ekmekler, ikinci dünya savaşında (Yani sağcıların yerden yere vurduğu İnönü döneminde), karne ile satılan ve içinde palamut (pelit) unu bulunan ekmeklerden daha sağlıksız ve içinde sayısız ek madde var. 

Buna bir de bitkisel gergedan boynuzu, zayıflama hapları gibi ucuz televizyonlarda satılan, ilacımsı gıda desteklere bile böyle karşı çıkılmıyor. Aşı karşıtları çıkacaksa, bunlara karşı çıksın, bunlar için komplo teorileri üretsin.

 

14 Nisan 2020 Salı

ATATÜRKÇÜLÜK VE PANDEMİ



Yeni iktidara gelen politikacıların meşhur bir sözü vardır; ENKAZ DEVRALDIK. Bu sözün doğru  olduğu zamanlar olmuştur.

Cumhuriyet Osmanlıdan tam bir enkaz almıştır. Osmanlıdan kalma hiç bir ağır sanayimiz olmadığı gibi, hafif sanayimiz de yoktur. Çoğu İstanbul'da Beykoz porselen fabrikası gibi yerlerdir.
Osmanlı'nın Anadoluyu nasıl bakımsız bıraktığına tarihi eserler şahittir. İstanbul ve Bursa dışında Anadolu şehirlerinde Osmanlıdan kalma mimari eser yoktur. Bir köprü, cami, kervansaray ve benzeri bir eser Selçuklu ya da beylikler döneminden kalmadır.
Bazı paşalar, doğup, büyüdükleri şehirlere bir kaç eser bırakmışlardır, o kadar. Ankara'da Abidin Paşa, Balıkesir'de Zağanos Paşa, Isparta'da Halil Hamit Paşa  falan.

Gene de İstanbul, Bursa ve Edirne dışında öyle görkemli bir Osmanlı yapısı bulmak zordur. Bütün tarihi yapılar Beylikler, Selçuklu ve öncesidir.
Anadolu Osmanlı tarihi boyunca da isyanlar, özellikle Celali isyanları boyunca hırpalanmıştır.
Bir de kamu oyuna genelde bir sosyoloji profesörü olan Emre Kongar tarafından yayılan yanlış bir bilgi vardır, Celali isyanlarının Alevi isyanı olduğu.
Osmanlı, Alevi ve Celali isyanlarını birbirinden ayırmış, Celali liderlerinin pek çoğu ile anlaşıp, onları askeri birlik gibi Balkanlarda ve Girit fethinde kullanmıştır. Alevi isyanlarında ise kesinlikle uzlaşmaya varmamış, sonuna kadar ezme politikasına gitmiştir. Celalilerin içine bazı dönemlerde Aleviler olmuşsa da,  azınlıkta olmuştur.

Büyük Celali liderlerinin hepsi (Yaşar Paşa,  Karayazıcı,  Kalenderoğlu, Canbulatoğlu, Çomar Bölükbaşı, Köroğlu ilk aklıma gelenler) Sünni ve Türktür.

Yılların bakımsızlığına on yıllık harpler silsilesi (1911-1921; 1. ve 2. Balkan, 1.Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı) ülkeyi hepten enkaza çevirmişti.
Bu enkazın önemli bir kısmı da epidemiyolojik, yani salgın hastalıklardı. Ülkede sağlık alt yapısı yetersiz olduğu gibi, salgın hastalıklarına karşı önlem alacak bir örgütlenme de yoktu.
Bu dönemde önemli bir mücadele de salgın hastalıklarla mücadeleydi ve ilk hedef aşılama kampanyalarıydı.

Sorun sadece karantinayı sağlamak ve aşıları halka ulaştırmak değildi, halkı aşının gerekliliğine inandırmak da gerekiyordu.
Üfürükçü tayfasının iki temel düşmanı vardı, öğretmen ve sağlıkçı. Pek çok cübbeli şarlatan uzun yıllar modern sağlık yöntemlerine karşı çıktı.

Osmanlının  başkent i İstanbul bile doğum hastanesi fikrini garipsemiş ve Zeynep Kamil doğum hastanesine uzun süre Piçhane  demiştir. Çünkü doğum evde olmalıydı ve hastanede doğum yapmak şüpheli bir işti. (Kaynak, Sunay akın. Gene ona göre Kanuni devrinde musluk kullanmanın, yani suyu engellemenin de günah olduğu söylenerek, geceleri musluklar kırılmış. Cahillik işte)
Bunun için dev bir sağlıkçı ordusu kuruldu.  Sıtmaya karşı kinin tabletleri götürüldü, bataklık alanlar kurutuldu.
Sağlık, temizlik gibi nankördür,  çabuk unutulur ve biraz yapmaya ara verdiniz mi, hiç yapılmamış gibi olur.
Seksenli yıllarda bile aşılama bir sorundu, basit aşı ile durdurulabilecek hastalıklar ölümlere yol açıyordu. Devlet salgınlara karşı sadece sahada değil, ekranlarda da savaştı.

Metin Akpınar ve Zeki Alasya, tiyatrolarının ekibiyle yıllarca aşı propagandalı yaptı. Zeki Alasya'nın söylediği; Haydi büyükler aşıya söz slogan oldu.
Daha doksanlarda bu salgınlar azıcık yatışır yatışmaz yavaş yavaş aşı karşıtları ortaya çıktı. İki binlerden sonra da taban bulmaya başladılar.
Bu süreçte sağlık ocakları kapandı, yerini aile hekimliği denen, uzman olup da ne uzmanı olduğu belli olmayan kurumlar aldı. Bu kurumların amacı işçi sınıfı sigortasına güvenip de sağlık sistemini meşgul etmesin diye oyalamaktı.
Kapitalizm salgın hastalıkları unutmuştu. Ona göre salgın hastalıklar geri kalmış ülkelerde olurdu bu zamandan sonra.
Oysa salgın her an olması muhtemel bir felakettir. Devletler deprem, sel,  fırtına ve yangınlar gibi, salgın hastalıklara karşı da hazırlıklı olmalıdır.
Salgının Avrupa ve Amerika'da bu kadar büyük salgına dönüşme nedeni kamusal sağlığı, yani devletçiliği unutmalarıdır.
Halkın sağlığı, devletin sağlığıdır,


23 Mart 2020 Pazartesi

AIDS HASTALIĞININ YAYILMASININ TOPLUMSAL TARİHÇESİ

murti aıds ile ilgili görsel sonucu
Hazır gündemde salgın hastalıklar var, ben de salgınlarla ilgili bir yazı yazayım dedim.
Herkes pandemik denilince, epidemiyolji ya da salgın denilince SARS, MERS, İspanyol gribi, veba gibi.
Bence AIDS 'in yayılışını incelemek de bize bir şeyler öğretebilir. Hastalık ilk defa 1978'de San Fransisko'da dört homoseksüelin vücudunda görülmüş. Ben 1974 doğumlu biri olarak seksenli yıllardan itibaren yayılımını kendi anılarımdan anlatacağım.
Bu sebeple yanılmalarım için özür dilerim. Her ne kadar Google amcadan ve internetten yardım alacaksam da, bu yazı çok da kronojik doğruluğu olan bir yazı olmayacak.

Seksenlerde bu hastalığa yakalananların çoğu homoseksüel erkeklerdi ve hatta yanılmıyorsam ilk çıktığında da adı homoseksüel kanseriydi.Hatta
Arkadan
İlişkinin
Doğurduğu
Sonuç
diye aptal aptal şakalar yapılıyordu. Hastalık hakkında pek az şey biliniyordu. Pek çok kişi virüsün sadece homoseksüelleri öldürdüğünü, bazıları da kuluçka süresinin 15 yıl olduğunu falan söylüyordu. Dört yılda da öldürüyor, 19-20 daha yaşarız falan deniliyordu.
Sonra işin öyle olmadığı, hastalığın sadece homoseksüelleri değil, tüm insanları etkilediği, kuluçka süresinin yalnızca iki hafta olduğu anlaşıldı.

Gene de uzun süre San Fransisko'dan Türkiye'ye kolay kolay gelmez dendi. Sonra da geldi. Bilinen ilk AIDS'li Türk, medyanın Murti dediği Murtaza Engin'di. Bir süre medyanın ilgisiyle boğuldu. Tek özelliği hastalığı olarak medyada sürekli konu edildi.
Kendisi Türkiye'nin ilk medya maymunlarından biri oldu. İlk önce hemen her habere konu edildi, ardından da tecrit ve dışlanmışlık yaşandı.
1992'de kimsesizce gömüldü. Tıbbi tulum giymiş gassal tarafından yıkanıp, kireç dolu bir mezara kondu.
rock hudson ile ilgili görsel sonucuBu arada Amerika'dan başlayıp,  bu hastalığa yakalanan ünlülerin haberi de geliyordu. İlk AIDS'den ölen  ünlü, Holivud oyuncusu Rock Hudson'dı. Bu yıllarda Hudson dahil ünlüler, hastalıkları ile beraber, homoseksüel olmaları da belli oluyordu.

Sonra daha fazla homoseksüle olmayan ve erkek olmayan AIDS hastasına rastlandı. Derken bu hastalığın sadece cinsel ilişkiyle veya öpüşmeyle yayılmadığı anlaşıldı. Kan nakli ve eroin müptelalarını ortak enjektör kullanımı, cinsel ilişkiden sonra en yaygın AIDS yayılma yollarıydı.
AIDS'in yayılmasından sonra, 10'ar dakika kaynatılarak, tekrar tekrar kullanılan cam enjektörler kullanımdan kalktı, tek kullanımlık enjektörler yaygınlaştı. Sonra hastaneler ve sağlık kuruluşları, bu enjektörleri ve iğnelerin (özellikle iğnelerini) güvenle çöpe atacak sistemler geliştirdiler.
Sonra AIDS ile ilgili başka hijyen sorunları da belirdi. Dişçilik, manikür-pedikür  ve dövme aletlerinden de yayıldığı anlaşıldı. Bu işlerde hijyen daha ciddiye alındı. Mesela dövmecilikte sadece iğne değil, dövme mürekkebinin tüpünün de değiştirilmesi gerektiği anlaşıldı.
Bu yüzden halen Kızılay ve diğer kan alım merkezleri, dövme yapalı 1 yıldan uzun zaman geçmemişse, kanınızı almaz. Ben 2000 yılında askerken, üzerinde dövme olan askerler, karargaha, komandoya ve jandarmaya alınmazdı. Şu zamanda bunu yaparlar mı bilemiyorum, zira artık pek çok kimsede dövme var. O zamanlar Türkiye'de dövmeli insan azdı.
Gene de bu hastalığa karşı en etkili yöntem olan prezervatif, uzun süre kabul görmedi. Et ete değecek esprileri bir ara gırla gitti. Oysa AIDS, Frengi ve Hepatit C, giderek daha fazla can alıyor ve hayat karartıyordu.
Derken bir reklamdaki slogan, prezervatif kullanmanın sloganı haline geldi: Şapkasız çıkmam abi!
AIDS'in bazı beklendik ve beklenmedik sonuçları oldu. Afrika'da nüfus artışının azalmasına, hatta yer yer nüfusun azalmasına sebep olurken; Avrupa'da nüfusun artmasına sebep oldu.
Çünkü Avrupa gençliği arasında 1960'larda başlayan özgür seks ve bekar yaşama modası, yerini tek eşliliğe ve evliliğe bıraktı

Öte yandan homoseksüel hakları, LGBT onur yürüyüşleri ve elliden fazla ülkenin homoseksüel evliliği onaylaması gibi gelişmelerde de AIDS'in etkisi oldu. Zira artık homoseksüellik, çok da saklanamaz bir şey oldu. Bu da onlarda grup bilinci ve mücadele arzusunu arttırdı.
Son olarak da yıllarca AIDS'in aşısı çıkacak, kesin tedavisi yakın dedikoduları uzun yıllar sosyal medyada ve yazılı-görsel basında dolaştı.

Sonuçta da elde AIDS'lin hayatını uzatan pahalı ilaçlar çıktı. Pek çok ünlü AIDS hastası ölemiyor. Pek çok fakir AIDS hastası, bu ilaçların parasını denkleştirme uğruna illegal işler yapıyor.
Bu koronavirüs'ün aşısı çıkacak dedikodularına da bu yüzden pek inanmıyorum.
aıds aşısı ile ilgili görsel sonucu