suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2023 Pazar

KİTLELERİN SUÇU DA SUÇTUR

 


Yirmi küsur yıl sonra gene büyük bir deprem oldu, sayısız bina yıkıldı, sayısız insan öldü. Üstelik bu arada hiç deküçük olmayan depremler oldu (Elazığ, İzmir, Akşehir, Van; benim hatırladıklarım.) Gene inşaattın demir ve çimentosundan çalma,  gene kolon kesme, gene kaçak kat çıkma ve bilmem kaçıncı imar affı (ya da barışı) vs, vs.. Dünyanın en fazla deprem hissedilen 6. (altıncı ) ülkesiymişiz. (İnstagram'daki bir bilginin yalancısıyım ama o kadar çok deprem görüyoruz ki, hayır diyemiyeceğim.). Başka bazı kaynaklar da 4. diyor.  Bizde halen bunlar oluyor. Bu sefer farklı bir şeyler var. Yıkıntı denizinde dimdik duran binalar, geri kalan tüm binaları suçlayan binalar. Yüz yılın felaketinin aslında yüzyılın ahlaksızlığı olduğunu gösteren binalar. Tedbirsiz olduğumuzu gösteren binlar. Oysa ben bile, pek de okunmayan bu blogda, depremle igili, gelen tehl,ke ile ilgili bakın neler yazmışım.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/01/deprem-artik-panige-kapilalim.html (Keşke paniğe kapılsaymışız)

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/aklimiza-gelmeyen-felaketler.html (keşke aklımıza gelseymiş)

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/barbarlari-beklercesine-depremi.html (barbarlar geldi)

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-im ar-affi.html (o tuzlu suyu içtik)

Bugün ise, böyle bir depremde bile halen nasıl birileri çürük inşaat yapmaya cesaret ediyor sorusunu cevaplamak için tez üretmek. Bunun sebebi, müteahitlerin toptan vurguncu olması ve nasıl olsa hepimizi de yargıalmazlar güvencesi değil mi? Aslında bundan da bahsetmiştim:

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/kurak-gunler-ve-suru-davranisi.html

Linç girişimine kapılanlar, nasıl olsa hepimizi de yargılayamazlar, ben de arada yırtarım fikrindedirler. yağmaya katılanlar da benzer düşüncededir. Kamuoyunu sakinleştirmek için bir kaç kişi, bir kaç yıl hapis yatacak, sonra arka kapıdan çıkıp, işine devam edecek. Nitekim daha önceki deprem, hatta depremlerde de öyle olmadı mı? Soruların çalınmasını ne çabuk unuttuk. Soruları çalarak üniversite kazanan, Harbiyeyi kazanan, tıp uzmanlığını, hakimliği, savcılığı kazananların ne kadarı yargılandı ya da ne kadarı sınavları bu şekilde kazandı, biliyor muyuz? Bu kişiler, haksız yere kazandıkları mevkilerden dolayı pişman olmadıklarını gayet iyi biliyoruz. Zira sorsanız, herkes yapmıştı.Zira 17 Aralık 2013 öncesi herkes cemaatçiydi (Fetöcü)

Herkesin işlediğinin suç olduğuna en somut delil, trafik kurallarıdır. Son yıllarda ğlkemizde trafik kazalarının son yıllarda azalama sebebi, kameralar sebebi ile rüşvet alma olaylarının azalmasıdır. Geçmişte trafik polisleri çok rüşvet alır ve olan trafik kazalarından dolayı da suçluluk hissetmezdi. Çünkü herkes alırdı. Bu öyle bir suçsuzluk duygusudur ki, çok  sonra da kendini gösterir. Mesela doksanlı yıllarda üniversitelerde, özellikle taşra üniversitelerinde Ülkücüler çok güçlüydü. Ben de Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesinde okurken,  onların zorbalığı yüzünden 3. sımnıfta yurdu bırakıp, ev kiralamak zorunda kalmıştım. Sonra öğretmen olarak da Isparta'ya  atandım. Pek çok okul arkadaşımi iş arkadaşım oldu ama yaptıklarından hiç pişman değillerdi. Çünkü o zamanlar hemen herkes Ülkücüydü ve herkes öyle davranıyordu. Bu herkes böyle yapıyor, öyleyse suç sayılmaz üzerine akademik çalışma yapmış psikolog var mıdır acaba? Öyle ki, Mısır, El Ezher uleması, Taharrush, yani toplu tecavüzü icat etti. Amaç, İslam dışı giyinen kadınları cezalandırmak. Tüm polisye tedbirlere rağmen, pek çok İslam ülkesinde yaygınlaştı. Hatta Afganistan ve Pakistan'da çocuklara karşı da yapılır olmuş. Mısır'da, Hollandalı bir kadın, taarruz tecavüze uğrayınca belgeseli yapıldı. Toplu tecavüzler, özellikle savaşlarda yaygındır. Sovyet ordusu, işgal ettiği Alman topraklarında sistematik tecavüzler yapmıştı. Benzerini Sırp ordusu Bosna'da, Amerikan ordusu Irak'da yaptı. Bu, askerlerin fevri bir hareketi değil (mesela Sırplar Hırvatistan ve Karadağ'da, Amerikalılar Vietnam'da yapmamıştı.), işgalci ülkenin, halkı göç ettirme, gururnu kırma, genetiğini bozma ve birliğini bozmaya yönelik politikasıdır. Bu, tecavüzü suç olmaktan çıkarmaz. Tıpkı Nazilerin soykırımlarının ve gaz odalarını suç olmaktan çıkarmadığı  gibi. 

Bu tür yazılara ne yazsam eksik kalıyor. Kitlesel suçlar bizi masum yapmaz. Tüm Nazi askerlerinin ya da Japon askerlerinin soykırım yapması, hatta bunun için emir almış olması, soykırımı suç olmaktan çıkarmadığı, soykırım yapmak suç olması gibi, bunu yapanların 1992 Şubatında Hocalı'da Ermeniler ya da 1978 Aralığında Kahramanmaraş'ta Türklerin yapmış olması da suç olmaktan çıkarmaz. Bütün müteahitlerin çimento ve demirden, fırıncıların gramajdan çalması, bunu suç olmaktan çıkarmadığı gibi, bütün Kürtlerin kaçak elektirik kullanması da ahlaksızcadır. Gramajdan çalan ekmekçi, kaçak elektirik kullanan da, depremde müteahit, kontrolcü, mühendis, mimar, amele ya da inşaatta sorumluluğu ve emeği olanlar kadar suçludur. Çünkü ahlaksızlığı normalleştirmiştir.

Eylemlerimizin ahlaki değerlendirmesi, amaçlarına, niyetine ve sonuçlarına göre yapılmalıdır. Kalabalıklar, yakınlarımız ya da başka kişilere göre değil.

4 Ocak 2021 Pazartesi

KOLPAÇİNO'DAN DÜZENİN ELEŞTİRİSİ



İşin doğrusu ben de Şafak Sezer'i sevmediğinden Kolpaçino serisini izlemeyenlerdendim. Etrafımda çok fazla insan bu filmden replikleri paylaşınca, ben de üç filmi bir solukta izledim. Çok komik olmakla beraber, sisteme ciddi eleştiriler de var, aslında absürtlükte zirve yapmakla beraber,  hatta senaryo nedir, olayların gidişi nedir derseniz anlatacak bir şey bulamazsınız.

Öte yandan üç filmde de dikkat çeken noktalar var. Mesela filmdeki karakterler, karşısındaki güçsüzken, çok cesur olup, esip, gürlüyorlar. Karşısındakinin güçlü olduğunda da aniden geri çekiliyorlar. Örneğin üç filmde de rol alan Ganyotçu karakteri (Ebubekir Öztürk, Özgür karakteri ile baş başa olduğunda esip, gürlüyor. Kumarhane deki çatışma sahnesinde ise, daha konuşmanın başında silahların konuşacağını anlayıp, masanın altına giriyor. Filmin kahramanlarının her filmde en az iki kere cesurca atılıp, korkakça kaçamama sahnesi var.

Filmdeki karakterler her türlü illegal ve gayrı ahlaki işe karışmakla beraber,  dillerinden Allah sözü düşmüyor. Olaylarda her türlü rezillik  boyu geçmiş ama din, iman yerinde. Film serisinin dile pelesenk olmuş bir sözü gibi, imkanları olsa on numara namaz kılacaklar.

Filmin tüm önemli karakterleri erkek, çoğu evli ve hepsinin de, evli olsalar bile metresleri var, nakit karşılığı günü birlik cinsellik yaşıyorlar ama gene de toptan bir abazanlık, cinsel açlık durumları var. Kadınlar hakkında da, eğer kendi namus dairelerindeki bacı-eş-ana- kadınlardan değilse, sadece cinsel objeler. Onlar hakkında hep aşağılayıcı bir dille konuşuyorlar. Hatta filmlerin birinde olayın kahramanlar, başka bir kişinin (Sabri- Aydemir Akbaş) kıza hakareti yüzünden kızın sevgilisinin zengin ve güçlü bir adam çıkması yüzünden darp ediliyorlar.

Üç filmde de yapılan kanuni işler lüks araba satıcılığı ve inşaat işlerinden ibaret. İnşaat da devlet ihaleleri ve lüks konutla sınırlı. Satılan arabalar da, süper lüks arabalar. (Neden acaba?)

Filmde uyuşturucu kullanmak (genelde yanlışlıkla alınıp, komik durumlara sebep oluyor) değil de ticareti yaygın. Adam öldürme, hırsızlık ve dolandırıcılık, sıradan olmadan da öte, komiklik unsuru. O kadar cinayet işleniyor, canlı bomba bile patlıyor ama tutuklanan pek az, tutuklansa da bir şekilde kendilerini kurtarıyorlar.

Filmlerde en çok gözüme batan şeyse, kahramanların hainliği, sürekli birbirlerini dolandırıp, kandırmaları oldu. Öyle ki üçüncü filmde, olayların merkezinde bulunan ve dış ses olarak da konuşan Özgür karakteri, tüm arkadaşlarına ihanet  edip, önceki filmde kendisine ihanet edip, boşanmasına sebep olan Sabri'nin paralarını çalıyor. Ardından karısını ve kızını da arkadaşları gibi geride bırakıp, Hollanda'ya gidiyor. Filmde bir tane bile dürüst kişi yok. Hırsızın, hırsıza itimadı kalmamış. Görünüşte çok iyi arkadaşlar ama hep birbirlerinin zayıflığından faydalanma çabası içindeler.

Film serisini izlememe bir sebep de oyuncuların ara ara film karakteri gibi davranmaları. Ganyotçu, Atatürk'e söverken tam bir Ganyotçu gibi davrandı. Son filmdeki başkan rolünü oynayan oyuncu da, başkan gibi(Başkan da şu günlerde muhalefet partisini tehdit eden mafya liderinin aynısı. Sazan Sarmalı filminde de bir ara duş alma tehditleri savunan bir mafya liderinin aynısı vardı.) milleti tehdit edip, film dünyasından kovulmuştu. Aydemir Akbaş yılların oyuncusu ama filmde de, gerçek hayatta da 1975-80 dönemi filmlerde oynadığı gibi davranıyor. En son Onedio'da Şafak Sezer'in evi, Özgür'ün evi aynısı haberin görünce, filmi izlemeye karar verdim.



Gülse Birsel, Haeper's Bazaar dergisinde çalışırken, tıpkı Avrupa Yakası'nda olduğu gibi derginin fotoğrafçısının adı Cem, moda editörünün adı da Yaprak'dı. Fotoğrafçı Cem Göçmen, dizideki oyuncu Levent Üzümcü ya da dizideki Cem karakterine pek benzemiyor ama dizideki yaprak aynen editör Yaprak Gerçek. Rutkay Aziz'in oynadığı emekli ve zampara diplomat Bülent Onaran karakteri ise, öldüğü zaman bayağı konuşulmuş,  meşhur bir medya yöneticisi oal Ercan Arıklı. Gülse Birsel'in çalıştığı medya holdinginde dergilerden sorumluymuş.

Gülse Birsel aslında kendi çevresini hicvetmiş. Avrupa Yakası'ndan sonra da pek çoğu senesini dolmadan yayımdan kalkan komedi dizilerinde aynı Nişantaşı'lı zengin çevreleri hicvetmişti. Yani gördüğünü yazmış. Tahminim, Şafak Sezer de aynısını yapmış.

Bu filmleri, bu günlerde absürt komedi diye izliyoruz. Gelecekte bir devri, o devrin adamlarınca hicvedildiği komediler olarak izleyeceğiz.