venezüella etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
venezüella etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2026 Cuma

MADURO VE HUGO'NUN KABAHATLERİNİ DE KONUŞALIM





En baştan söyleyeyim, Amerikan haydutluğunu kabul etmiyor, tasvip etmiyorum, ama-lakin-fakar gibi kelimeleri kullanmadan karşı çıkıyorum.  Trump, Venezüella devlet başkanını ve eşini yatağından alarak, emperyal hedeflerine Hitlervari bir başlangıç yaptı. Dünyanın durumu pek çok açıdan 1939'a benziyor. Yeni nesil Hitlerimizin elindeki devlet, dönemin Almanya'sından çok daha güçlü, dünya bu devlete karşı birleşmek için çok daha isteksiz.

Biz bu yazıda karşı cepheye, emperyalistlere karşı verilen açıklara,düşülen gardlara bakacağız. Güvenlik zaafiyetinden bahsetmeyeceğim,  Mustafa Sarıgül'ün deyimiyle, Otlukbeli Mal Müdürü bile daha ok zorlanarak ele geçirilirdi. Sadece otuz iki Kübalı direnmiş ve öldürülmüş. Öncesinde Maduro'yu kendi partisi ve en yakınındakiler satmış. Saddam bile düştükten sonra aylarca saklanmıştı. Bununla beraber, yaşı yetenler hatırlasın, Saddam'ın ordusu, birden yenilmiş, Amerikan ordusu çok az kayıpla, koca ülkeyi işgal etmişti. Sonradan Keşnizani tarikatının Irak ordusuna sızmasının, Irak'ı nasıl teslim aldığını öğrenmiştik. Amerika, Saddam devrildikten sonra şiddeti yavaş yavaş artan direnişten yılarak, Irak'ı terk etti. Saddam'da çok uzun süre iktidarda kalanlardan.

Uzun süre iktidarda kalmak iyi bir şey değildir, hatta önemli de değildir. İktidarda iken neler yaptığı diyeceksiniz, ondan da önemli bir şey vardır; iktidardan nasıl gittiği. İktidar, ömür gibi geçicidir ve ömür gibi aniden bitebilir. Bu kişiler kadar,  partiler, zümreler için de böyledir. İktidar illa bir gün değişir ve nasıl ki her insan, sağlıklı olduğu halde, çok genç yaşta ölecekse, her iktidar da çok iyi işlediği, yada işlediğini sandığı anda birden biter. Gerçek devrim, kurucu lider yada partinin iktidardan gitmesine rağmen, kurulan sosyal düzenin devam etmesidir. Demokrasi, bunun için gereklidir. Ülkeyi kursanız bile, sonuçta iktidarı teslim etmeniz gerekir. Bunu modern tarihte ilk başaran CHP olmuş, önce Atatürk, iktidarını İnönü'ye devrederek, kendisini dil-tarih çalışmalarına vermiş, onun ölümünden sonra İnönü, 1950'de Demokrat Parti'ye devredip, muhalefet olmayı kabullenmiştir. (1946'da buna direnmiştir, zira iktidar pek tatlıdır.) CHP onlarca yıldır iktidar ortağı bile olmamasına rağmen Türk milleti her fırsatta Anıtkabir'e koşmakta, 10 Kasımlarda saygı duruşunda bulunmaktadır. 

Pek çok Sosyalist iktidar, Venezüella'daki Hugo Chavez ve Nikolas Maduro hukümeti dahil olmak üzere, demokrasiye geçmek yada iktidarı başka bir partiye vermekten çekinmiştir. Partri içi demokrasi yollarını kapatmış, lekeli, belirsiz galibiyetler kazanmıştır. Halk kutuplaştırılmış ve karşı kutup şeytanlaştırılmıştır. Ülkede enflasyon almış başını gitmiştir. Devrim, ülkeyi zenginleştirmediği gibi eşitlememiş, Bolivarjivazi denen yeni dönem zenginleri türemiştir. Çin, İran, Rusya ve Türkiye gibi sosyalizmle, solla alakası olmayan otokrat yönetimlerle iş birliklerine, ortaklıklarına gidilmiştir.

Amerikan yada emperyalizm karşıtılığı, antidemokrarinin, otoriter yönetimlerin bahanesi olursa, Amerikancılığın bahanesi de demokratlık olur. Devrimleri demokrasi ve iktidar devirleri ile taclandırmalıyız.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

azu filmi (2013 Venezuella)



AZU FİLMİ (2013 VENEZUELA) 
Siyah derili insanların köleliği öyle sadece Amerika Birleşik devletleri ile sınırlı değildir. Hatta A.B.D, en büyük ve en uzun süreli köle alıcısı da olmamıştır.
Bu rekor, köleliğe ilk başlayıp, son bırakan, Afrika'dan en fazla köle ithal etmiş, yazılı tarihi boyunca bir tarım devi olmuş Brezilya'ya aittir.
Bu film ise Venezuela yapımı. Filmi, Venezuela büyük elçiliğinin, Çankaya belediyesine ait bir mekanda, ücretsiz Venezuela filmleri göstermesi  sayesinde izledim.
Bu filmlerden üçünü izleyebildim. Üç hafta sonu bu filmler yayımlandı ve aksi gibi üç cumartesi nöbetim oldu. Bence filmlerden biri anlatmama değerdi.

O da 2013 yapımı Azu filmiydi. Film, köleliğe, kölelikten kaçanlar açısından bakan  bir film. Yıllar önce Amazonlar ile ilgili bir belgeselde, böyle bir köyden bahsediyordu. Siyahi köleler, sahiplerinin ellerinden kaçıp, Amazon ormanlarının  ve And dağlarının, Kızılderili denen Amerika yerlilerinin bile yaşamadığı köşelerine köylerini kurmuş.
Yani bu oldu, tüm kıta boyunca yaygın bir olgu. Pek çok yerde köleler,  ıssız yerlere kaçıp, bir şekilde kendi köylerini kurmuş, film de onun hikayesini anlatmakta.
Filme beş dakika kadar geç geldim. Bu yüzden başını net göremedim. Kaçtıktan sonra yakalanan, işkence gören ve işkenceden ölen bir köle vardı. Kaçan köleleri kovalayan ve yakalayan da başka bir siyahi.

Bu karakter tanıtımında, siyahilerin kendi aralarında efsanevi bir sığınma köyüne inandıklarını öğreniyoruz. Hepsinin hayalinde bu köye ulaşmak var ve yaşlı bir siyahi de, buna inanların lideri konumunda. 
Hikayede çiftlik sahibinin bolca kölesi, şeker kamışı tarlaları, küçük bir evi, frijit, cinsellikten nefret eden şişko bir karısı var. Adam da cinsel arzularını, eli yüzü düzgün, köle kızlardan çıkarıyor. Bu amaçla kullandığı bazı kızları şımartıyor, kızlar birbirini kullanıyor vs.
Hikayenin dönüm noktası, Afrika'dan yeni ve güzelce bir köle kızın gelişi ile değişiyor. İhtiyar, bu kızın bekledikleri ilahi işaret olduğunu söylüyor.
Böylesi film eleştirilerinde, filmi anlatırken, izlenme arzusunu kıracak kadar öyküsünü anlatma ve ne olduğunu tam anlatmayacak kadar az anlatma tehlikesi hep vardır. Filmin köleliğe, Amerikan filmlerinden bambaşka bir açıdan bakmış. Olayın merkezinde siyahiler var, beyazlar tamamen kölelik yanlısı ve öyle yardımcı olan kahraman ve iyiliksever beyaz karakterler yok. (Amerikan filmlerinde hep olur)
Beyazlar olması gerektiği gibi, kölelik yanlısı ve kölelerine karşı gaddar. Köleleri Hristiyan yapmakla uğraşan kardinal de böyle. Kardinal de, köleliğe değil, çiftlik sahibinin köle kızlarla oynaşmasına kızıyor.

Not, Amerikan filmlerinde papazları pek nadiren kötü rolde görürüz. En azından ben hatırlamıyorum. Bir de Amerikan filmlerinin final sahneleri genelde bir kilise ya da Las Vegas'da kumarhanede olur.
Burada ise, tahtırevan ile, dört kölenin omuzları üzerinde gezinen kardinalin, kölelerin yaşam koşulları ile ilgili her hangi bir derdi yok.
Ben filmin yönetmeni(Luís Alberto Lamata) zenci sandım. İnternetten baktım, beyazmış. Olayda beyazlar sadece kötü  efendiler olarak var.
Kaçış öyküleri ise gizem, metafizik ve efendiye karşı aşk-nefret  ilişkileriyle karışık olarak, gayet heyecan verici şekilde  sürüyor.
Filmin finalinin çok iyi bağlandığını söyleyemem. Başkaları beğenebilir ya da sonu o kadar çok mükemmel bağlanmamış olsa bile, beyaz adam düşüncesini ve Naom Chomsky'in deyimiyle İnsan Yerine Konmayan' lara bakışını görmemizi sağlayacaktır.