19 Aralık 2025 Cuma

MARAŞ KATLİAMI (İNCİ ARAL-KIRAN RESİMLERİ)

 


MARAŞ KATLİAMI

19 ARALIK 1978
UNUTMA
(unutursan katiller sana hatırlatır)
"Kınadan kararmış ellerini
Yorgun bir gevşeklikle kucağında unutmuş düğün günü Elif’in
Uyumsuz boyalı pencerenin önünde
Bir heykel gibi katı
Yürek ne hale gelmiş ki
Ne sevinç belli
Ne de sıkıntı yüzünde
Bekliyor nişanlıyı Mehmet Ali’yi
Düğün beklemez diyorlar
Konuklar var diyorlar
Güveyisiz gelin verilmez diyor kızın anası.
Gelin dalgın uzaklarda
Ağıtları türküleri gökyüzünün sıcağında eritiyor.
Öylece oturuyor dimdik.
Uçsuz bucaksız bir beyazlığın ortasında
Bir Eylül güneşi düşleyerek
Kafasındaki tek açık kapı Mehmet Ali.
Davullar öğleden beri vuruyor
Gün Cumartesi
Tam da gününü buldu yolları kesmenin Jandarma
Ama umut bu tükenmiyor,
Bu düğün yarım kalmayacak
Gelecek Mehmet Ali.
Öğleden sonra gün ikindiye doğru uzanıyor
Elif’i kuşatıp çevreleyen beyazlık koyuluyor karanlığa doğru
Sabırla gözlüyor çevresini
Hak etmediği bir umutsuzluğun başlangıcı mı yoksa
En oynak düğün havalarında bile
Bekleyiş kuşkuya
Korku umutsuzluğa ve acı keskinliğe vardığında
Acıklı zurna sesi kulağına geliyor.
Gün yavaşça akşama dönüyor
Havanın kararmasını seçemiyor artık.
Koca Haydar çıktı geldi
Evin önündeki düğün kalabalığı iki yana açıldı
Küçülmüş ve kısalmış gibiydi Koca Haydar
Korku, sıkıntı, üzüntü değil
Bir şey
Başka bir şey vardı duruşunda
Bir teslim olmuşluk, bir umut, bir direnme bir karşı koyuş vardı.
Herkes sustu, davullar hariç
Ve bağırdı susturun artık şu davulları-kesin.
Oğlumuz nerededir bilmiyorum dedi
Kentte kavga kıran varmış, her yer yakılıp yıkılmış.
İnsan insanı, Müslüman Müslüman ı, komşu komşuyu kesermiş
Sofular temelli delirmiş kan isterlermiş dedi ve sesi yavaşladı Koca Haydar’ın.
İşlemeli bir beyazlığın ortasında
Kırmızı bir kuşak durmadan kanıyor, durmadan kanıyor ve beyazı kırmızıya boyuyor
Ellerini yitirmiş, duvağı nereye fırlatmış haberi yok.
Toplanıldı düğün evinde
Her soru çabucak suskunluğa dönüşüyor.
Ne toprak kavgasıdır bu, ne din ne de iman
Ne alınacak ne de verilecek.
Nasıl bir çılgınlıktır bu hiç mi sevmemişlerdir insanı
Kuşu böceği, uçanı koşanı, suyu toprağı, yağmuru güneşi, otu çiçeği
Sevmemişler midir ki, el vurup ateş salarlar
Kimdir bunlar… kim.
Zaman duruyor açlık susuzluk kalakalıyor
Sevgiler sevinçler donmuş
Bütün gece yağan yağmur
Kentin sokaklarından akan kanı yıykıyor sanki
Beyaz olan ne varsa, kirlenip kırmızıya boyandı sanki.
Sabah olduğunda iplere serili çeyizler toplandı çoktan
Sararıp kalacak sandıklarda belki de
Bir daha göremedi Mehmet Ali’yi Elif
Koca Haydar göstermedi ona ölüsünü
Bildiğin gibi kalsın, tanıyamazsın dedi.
Anılar kalacak, acılar dibe çökecek
Bir düğünden, bir seviden bir türküden, bir yaz gecesinden
Kalan anılara dayanmak uzun sürecekti
Ama
Sonunda bahar gelecekti ya…"
(Kıran Resimleri- İnci Aral)

14 Aralık 2025 Pazar

DERSANECİLİĞİN BİTİŞİ VE EĞİTİME OLAN PLOSEBO KATKISI



Yüksel caddesinde Tarhan kitabevi  de kapanıyor. Ankara'nın Kızılay meydanı giderek gençliğin merkezi, uğrak yeri olmaktan çıkıyor. Bunun pek çok sebebi var elbet. Bence bir numaralı sebep, dershaneciliğin büyük ölçüde bitmiş olmadı. Ankara'nın geni bir bölgesi için dershane demek, Kızılay demekti. Kızılay meydanı merkez olmak üzere, güneyde Sıhiye Köprüsü, kuzeyde Cinnah Caddesi başlangıcı, Kuğulu Park meydanı ve civarı, doğuda Kurtuluş Meydanı-Cebeci (Mülkiye civarı),  batıda Maltepe köprüsü, hatta bir ara Tandoğan meydanına kadar uzanırdı. Dershanecilik halen var ve tam olarak bitmez. Gerçek de şu ki, şu anki dershanecilik, 15 Temmuz 2015 öncesinin tozu bile değil. 

Doksanlı yıllarda iyi hatırlıyorum, bugün olduğu gibi o zamanda otobüslerin son durağı, Kızılay, Ulus veya her ikisinin ortası olan Sıhiye köprüsüydü. Yolu Kızılay'dan geçenler bilirdi ki, akşam 17:00-18:30 arası memur çıkışı, 18:30, 21:00 arası da dershane çıkışıydı. Otobüsler, dolmuşlar, tıklım tıkış orta okul, lise öğrencileriyle dolar, tüm lise yada orta son öğrencileri illa dershaneye giderdi. Bazı öğrenciler, lise 1 yada orta 1 den başlardı dershaneye gitmeye. Doksanlar bitip, iki binli yıllar başladığında, alt sınıfların dershaneye gitmesi yaygınlaştı. İki binli yıllarda buna KPSS, TUS gibi sınavların dershaneleri de eklendi. Dershanecilik sektörü, neredeyse eğitim sektörünün yarıdan fazlası bir ekonomik büyüklüğüne geldi. Gene doksanlar sonu, iki binler başı gibi dershaneler mahallelere kadar yayıldı. İnternetin yayılması da dershaneciliğin yayılmasına engel olmadı. Youtube ilk yıllarında çok fazla para kazanda da, genelde komik videolar sitesiydi. Cep telefonlarının internete bağlanması ile çok yavaş oldu. Dershanelerin eski güücünü koruması, hatta gücünü arttırmasının tek sebebi bu değildi. Bu sektör artık tarikatların elindeydi ve holdingler de bu pastadan pay alıyordu. Dershaneler öğrencinin okul kadar vaktini ve enerjisini alıyor ama okul kadar sorumluluk almıyordu. Haftada 20-25 saat ders ve deneme sınavları ile pek çok kere okulun önüne geçiyordu; özellikle lise son sınıfta. 2010 yılında Kırıkkale Anadolu Öğretmen lisesinde (şimdiki Osman Gazi Fen Lisesi) tayin olduğumda, malum tarikatın milli eğitim bakanlığındaki gücünü gördüm. Dershane öğretmenleri, pansiyona gelip, ödevleri kontrol ediyordu. Son sınıf öğrencileri, yoklamalarda okulda görünüyor ama vakitlerini dershanede geçiriyordu. Tam bu günlerde okulu bakanlık müfettişleri bastı. Yoklamalarda alt sınıf öğrencileri, asıl öğrencilerinin yerini alıyordu ama müfettişler bunu da öğrendi ve öğrencilerin kimliklerini de sormaya başladı. Gene o günlerde Reis, dershanelerin kapatılması gerektiğini söyledi ve tarikatta buna karşı çıktı. Tarikat zaten şu günlerde (2025 Aralık) dış işleri bakanı olan kişinin MİT müsteşarı olması sebebi ile yaklaşık bir yıldır iktidara ucundan da olsa muhalefet ediyordu. Kırıkkale'den, Beypazarı'na tayin olduğumda da dershaneler halen etkili ve güçlüydü. Öğrenciler akşam yurttan çıkıp, dershane veya tarikat evlerine gidiyordu. Sektörün dörtte biri doğrudan bu örgütün elindeydi.

Derken 17 Aralık 2013 günü sabahı, Okyanus ötesindeki ağlak zat, iktidarla ilplerini kopardı. İktidarla bağlarını koparmak istemeyen bazı büyük dershaneciler,  kurumlarını okula dönüştürdü. 17 Aralık-15 Temmuz arasındaki yaklaşık iki buçuk yılda tarikat-iltidar kavgasının merkezi Bankasya oldu. Derken 15 Temmuz 2016 geldi. Bu olay, dershane sektörünün dörtte birinin doğrudan, diğer dörtte birinin de dolaylı olarak kapanmasına sebep oldu. Sektörün dev kurumları kapandı ve devletçe müsedere edildi. Buna rağmen dershanelere talep, çok az düştü. Dev dershane ve dershane zincirleri yerine,  küçük butik dershaneler açıldı. Sektör toparlanamadan Korona salgını ve insanları sokağa çıkamadığı aylar geldi. İşte sektör asıl darbeyi o zaman yedi. Pek çok insan, çeşitli uygulamalar yada Youtube gibi platformların yardımı ile hazırlanmaya başladı. Sektörün asıl çöküşü böyle başladı. Akademik liseler, kurs, etüt ve deneme sınavını arttırdı. Pek çok dershane de özel okul oldu.

Şimdi buradan sonuca varıyoruz. Son beş yada on yıllık süreçte dershane çılgınlığı azalmasına rağmen ülkemiz sınavlarında net sonuçlarda aşağı doğru bir gidiş olmadı. Dershanelerin eğitime ve öğrenciye katksı sanal ve plosebo ilaç etkisiydi.

Plosebo nedir, onu da siz araştırın.


11 Aralık 2025 Perşembe

MESEM VE ÇOCUKLARA PARA KAZANMA BASKISI



Modern hayatta üzerimizdeki en büyük ve genel baskı, para kazanma baskısıdır. Bu evrensel ve genel bir baskıdır. Hayatımızdaki en büyük lüks, para kazanma baskısını yaşamamaktır. Modern toplumda insanların tamamına yakını para kazanma baskısı altında: kimimiz ihtiyaçları, kimimiz lüksleri, kimimiz de gözümüz doymadığı için para kazanma baskısı altındayız. Çok azımız bundan muaf. En fazla muaf olmamız gereken dönem, yeterince güçlenmediğimiz çocukluk, güçten düştüğümüz yaşlılık dönemi. Ülemizde bir sürü yaşlı insan, çalışırken ölüyor. Emeklilik için bambaşka bir yazı yazmak gerek, biz çocuklardan bahsedeceğiz.

Aklın yolu bir derler; Atatürk, cumhuriyeti korumak, çocukları korumakla başlar; Lenin'de, ayrıcalıklı olması gereken tek sınıf, çocuklardır demiştir. Kapitalizmin gözü her zaman çocuk emeğindedir. Çocuk emeği, çoğu kez görünmez ve hakkı ödenmez. Staj parası yada harçlık, çoğu kez gencin hiç bir ihtiyacına yetmez. Üstelik de çoğu kez bu azıcık paranın ya tamamını yada çoğunu ailesi alır. Küçük yaşta para kazanma baskısı, çocukluğu yaşamaya en büyük engeldir.

Ben buna çocuk oyunculuğu ve çocuk sporculuğunu da bir parantez olarak eklemek istiyorum. Geçenlerde (Kasım-Aralık 2025 ), eski çocuk, şimdi genç bir oyuncu, kendi ifadesine göre,  yıllar önce çok izlenen bir dizide oynarken, başrol oyuncusu tarafından zorbalandığını ve bu başrol oyuncunun boşanma aşamasında olan babasının telefonunu almış ve onunla beraber yaşamaya başlamış. Ben suç uzmanı değilim ve bence bu olayda,  hem çocuğun doğru söylemesi, hem de yalan söylemesi aynı ihtimaldir. 27, hatta 28 yıllık öğretmenliğimde, her yaştan çocukların, ağlaya zırlaya inandırıcı yalan söylediğine çok şahit oldum. Öte yandan böylesi çocukluk travmalarını yıllarca anlatamamak da son derece normal. Çocuklük sürecinde, sürekli bir terbiye edilme sürecinde olduğunuz için, kötü olaylar karşısında kendinizi suçlama psikolojisi içinde oluyorsunuz. Diğer yandan da size yapılanların kötülük yada hayatın normali dışında bir şeyler olduğunu anlamıyorsunuz. Dizi yayımlandığında, o çocuk altı yaşındaydı ve dizi yüksek reyting alıyor, aynı hafta içinde defalarca tekrarı yayımlanıyordu. Çocuk oyuncu da olsa, ailenin geçimine yaptığı katkının da farkındaydı. Her şeyi söylecek durumda da değildi. Yani çocuğun doğru söylemiş olma ihtimali de var.

İhtimal demişken, yıl dolmadam 85 (seksen beş ) öğrenci, MESEM kapsamında  eğitim alırken iş kazalarında (cinayetlerinde ) ölmüş. Bunlardan en acısı, bağırsaklarına kompresörle hava basılarak öldürülen, 15 yaşındaki Muhammet Kendirci. Daha bir ay geçmedei ve bu olay kamuoyunun gündeminden düştü. Oysa gencecik bir çocuğun,  saatlerce işkence görmesi bir yana, kaybolan pantolon, kilot gibi eşyalar var. Bu eşyalar, böyle ciddi bir olayda kendiliğinden kaybolmaz, demek ki bir delilleri karartma ve cinsel taciz var. MESEM'ler bir kontrol yok. Meslek lisesi stajında, meslek bilgisi öğretmeninin bir kontrolü var, Mesem'de kontrol yok.

Ben öğrencilerin mümkün olduğunca okul atölyelerinde iş öğrenmelerinden ve Mesemlerin kapatılmasından yanayım. Mesemlerin de, meslek liseleri stajı gibi, meslek öğretmenleri kontrolünde olması gerekir. Sadece öğretmenlerin teftişi yetmez, bakanlık müfettişleri, ilköğretim müfettişileri, il, ilçe milli eğitim müdürlüklerinde çalışan müdür yardımcıları, şube müdürleri de denetlemeli. Hatta sağlı, çalışma ve deiğer bakanlıkların müfettiş ve görevlileri, teftişlerinde öğrencilerin sağlığı ve eğitimi hakkında inceleme yapmalı, rapor tutmalıdırlar. 

Ben böyle diyorum ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile, staj yapan çocuklar, tacize uğruyor,