kenan kainat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kenan kainat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2026 Cuma

YAŞAYAN KENANİZM-1-GARDROPÇU İKİYÜZLÜLÜK

 


12 Eylül darbesinin önderi, Genelkurmay eski başkanı, darbe yönetimi  boyunca genel kurmay başkanı, Türkiye cumhuriyetinin yedinci cumhurbaşkanı Kenan Evren'in adı bir zamanlar bir sürü okula, meydana, caddeye, sokağa ve kamu tesislerine verilmişt, şimdi silindi gitti. Şimdiki neslin bildiği Kenanlar, dizi-sinema oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu, şarkıcı Kenan Doğulu, Futbolcu Kenan Yıldız falan. Sorsanız hepsi 12 Eylül darbesinden nefret ederler ama darbecilerin çizdiği ideolojideler.  Bu ideolojinin ana hatlarını yazayım:

1)Gardrop Atatürkçülüğü: Sadece kıyafette değil, her türlü görünümde abartılı bir Atatürkçülüktür. Her odaya Atatürk resmi, her bahçeye Atatürk büstü, her meydana Atatürk heykelciği de yetmez, konuşurken Atatürk'teb bir kaç özdeyiş söylemek, onun hayatından örnekler vermek gereklidir. Thomas Edward Lawrence demiş ya, kimse yokken de gece kalkıp, namazımı kılıyordum, tam o hesap. Gösterideki bu yoğun Atatürkçülük,  devlet politikaları ile çelişiyordu. Atatürk'ün dilde sadeleşmesine inat, zoraki bir Osmanlıcalaştırma çabaları vardı. Pek çok Öztürkçe kelime yasaklandı, Osmanlıcaları zorunlu tutuldu (TRT ve Ders kitaplarında) Hatta yasaklanan kelimelerden biri de diktatröün soy adıydı ve kapalı kapılar arasında Kenan Kainat diye kendisi ile dalga geçilirdi. Evren ve diğer üst düzey generaller, Devlet Güzel Sanatlar Müzesindeki resimleri kendi odalarına astırdı. Bu resimlerin pek çoğu kayboldu, bazılarının fotoğrafı bile yoktu. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, birleştirilerek, yok edildi. Din dersleri zorunlu oldu ve bu zorunluluk, anayasaya girdi. Alevi köylerine cami yapımı ve imam atanmasına hız verildi. TEKEL idaresi önce orgeneraller ve korgenerallere, sonra on binlerce bürokrata devasa yılbaşı, hediye sepetleri gönderdi. (İçinde yirmi civarı farklı sigara, bir kaç çeşit şarap, puro, viski, brendi gibi alköllü içecekler vardı. Doksanlarda, özelleştirmeye yakın vazgeçildi bu uygulamadan.) Kamu İktisadi Teşebbüsleri, ucuza özelleştirilsin diye bu ve benzeri yollarla zarar ettirildi ve zararları arttırılıdı. Basın yoluyla bu zararların sebebi işçilik maliyetleri gibi gösterildi.

Ben 12 Eylül generallerinin kapalı kapılar ardında Atatürk'e küfrettiğine yemin edebilirim ma ispatlayamam. Bu rejim, Almanya'daki Diyanet imamlarının parasını Suudilerin Rabıta örgütüne ödetmişti. (Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabını öneririrm.) O dönem, Kenan Evren'in Kara Ses adını verdiği Cemalettin Kaplan'la sözde mücadele edilirken, Fecö ve Nursi tayfası arka kapıdan, polis teşkiletı ve adliye başta olmak üzere devlete süratle sızıyordu. Bu sızma o kadar yoğundu ki daha seksenlerde Nokta dergisi kapağına taşımıştı. (17-25 Aralıktan sonra yayımlanan ve eski Nokta'nın birebir tasarım taklidi olan Fecöcü Nokta ile katıştırmayın)

Orta Doğuda, İngiliz, Fransız, İsrail, Amerika ya da herhangi bir işgalci yabancı gücün, böyle kolayca at koşturduğunu anlamak için, bu bölgenin, daha doğrusu gelenekselci -muahfazakar geçinen kitlelerin inanılmaz ikiyüzlülüğüne, iki de değil, düpedüz yüzsüzlüğüne bakmak ve anlamak gerekir. 17 Aralık 2013'de ülkenin neredeyse dörtte biri, darbeci tarikatın üyesi ya da sempatizanıydı. Neredeyse tüm dükkanlarda Zaman gazetesi, en önce, herkesin göreceği şekilde dururdu. 17 Aralıktan ve 25 Aralık operasyonlarından sonra bir hafta daha bekledi tarikat kitlesi ve 2014'de girilirken, ilk önce esnaf terk etti. Dükkanlardan Zaman gazetesi ve duvar takvimleri falan yok oldu. Gazete dağıtıcıları kovuldu. Ocak ayı ortalarına doğru memurlar tarikattan ayrılmaya başladı. Ben gene de bu çatışmanın Mart ayındaki seçimlerde iktidara oy kaybettireceğini sanıyordum, tam tersi oldu. Diğer tarikatlar ve hatta diğer Nurcular, hocaefendilerini terk etti. Sonrasını biliyorsunuz.

Pek çok iki yüzlülük gözümüzün önünce oluyor. Koç Holding, resmi bayramlarda ve 10 Kasımlarda, insanı ağlatan reklamlar yayımlıyor yıllardır. Sadece koç holding değil, pek çok holding böyle. Koç Holging, her yıl Süleymancı tarikatın geleneksel bir yemeğini organize eder ve bu tarikatın en büyük destekçilerindendir.Süleymancılar, Atatürk'de Deccal der. Süleymancılar aynı zamanda ciddi anlamda antisemitist ve antisiyonisttir, Koç'un önemli yönetici ve ortakları arasında hep Yahudiler oldu.

Süleymancılar demişken, son yirmi yılın gardrop İslamiyetinden bahsedeyim. Süleymancılar denen grup, kurulduklarından beri büyük ve kalabalık oldular; her zaman da iktidara yakın oldular. Ülkemizdeki özel yurt, pansiyon ve yatılı Kuran kursları, bu gruba aittir ve yurt dışında da buna benzer pek çok kurum ve işletemleri vardır. Kurulduklarından beri hep güçlü oldular ama asla birinci ya da asıl tarikat olmadılar, hep Nurcuların gerisindeydiler. Uzun yıllar, Nurcularla kavga ettiler. İmam hatip liselerini kendi Kuran kurslarına rakip görüp, karşı çıktılar. Son nefesini verene kadar ANAP2tan yana oldular, hatta sempatizanlarına, bu davaanın bir çorbasını içen Allah rızası için ANAP'a oy versin diye mesajlar attılar, otobüslerle mitinglere insan taşıdılar. Sonradan AQP  ile de araları pek iyi olmadıysa da, kötü de olmadı. 15 Temmuzdan sonra bir ara bazı Süleymancı yurtlarına baskın-boşaltma falan yapıldı. Bu örgüt asıl büyük çıkışını, 12 Eylül rejiminin kurban derisi tekeli ile ilgili kanunu kaldırması ile yaptı. Hali hazırda en büyük kurban postu toplayıcısıydı.

Bu gün tarikat denilince ilk alka gelen şey, sahip oldukları holdingler, dev işletemlerdir. Pek çoğunun da dışına baksanız, tarikatçı demezsiniz. Yaz ayları boyunca, solcu gazetelere bol bol Atatürk posterli reklam veren pek çok özel okulun sahibi tarikatlara aittir. Özel sağlık-hastane sektörü, günah çıkarması ile ünlü, bu günlerde  üçe bölünen tarikata aittir. Bu hastanelerin havalı, çoğu kez İngilizce adları bir yana; bu hastanelerde türbanlı doktor-hemşire de pek nadir görülür. Bu tarikatçı işletmelerin türbanlı ayrımcılığı, basın ve iktidar tarafından çoğu kez görmezden gelinir. 

Gardropçu İslam, NATO liderlerine yaranmak için TEMA gönüllüğü emeklilere varıncaya kadar tutuklayıp, aynı zamanda ciddi bir sanayi, ticaret ve tarım şehri olan Ankara'yı zindana çevirir, batılı şirketler için kendi köylüsünü ezer ama çok dindardır. Gazze konusunda da benzer bir gardrop İslamı vardır. Milletvekilinin şirketi, İsrail devletinin çok kritik tedarikçisidir ve sabah akşa İsrail'e sosyal medyadan küfreder. Şehir hatları vapusu olan ve geniş salonlarıyla, her türlü saldırıya açık olan Mavi Marmara, bu seyahati için Seyşeller'den bandıra (denizde vergi vermemek için ucuz bayrak) alır ve İsrail'de Müslüman olmayanın vatandaşı olması yasak olan Seyşellerden izin alıp, operasyon yapar. Sonradan Gazze'ye giden tüm gemilerde, ucuz kahramanlık için buna benzer öğeler tekrarlanır. Oysa bu gemiler, vergi masrafına kıyıp, Türk bandırası alsa, İsrail devleti, uluslar arası sularda operasyon için Türk hükumetinden izin almak zorunda kalacaktır.

İdeolojisini, inancını sevdiğiniz kararkterlere benzemeye çalışmak, iyi bir şeydir ama zorunluluk değildir. Mesela ben bir Atatürkçü olarak rakıyı zerre kadar sevmem; anasonun kokusu, duş almazsanız üzerinizde günlerce kalabilir ve bu yüksek alkollü içki, siz birden çarpar. Rahatına aşırı düşkün ve kocaman bir göbeği olan biri olarak, Atatürk dönemi bedene tam oturan ve illa beyaz gömlekli şık takım elbiseleri giymiyorum. Bende çok da liderlik vasfı yok, lider olmak istiyorsanız iyi giyinmeyi ve giyime para harcamayı öğrenmelisiniz.Nasıl ki Müslüman olarak bin dört yüz yıl önceki Arap kıyafetleri ve adetlerine mecbur değilseniz, Atatürkçü olarak kendinizi yirminci yüzyılın ilk yarısı ile sınırlandırmayın.

Gardropçu kişilerden de hep şüphelenin. Gardropçuluk çoğu kez kişinin şüphelerini kendinden bile sakalmak için yapılır. Meşhur casus Lawrence'da, artık tek başınayken de geceleri namaza kalktığı ile övünüyordu.

17 Ekim 2022 Pazartesi

12 EYLÜL ŞERİATÇILIĞI



 12 Eylül rejimine, Cumhuriyet gazetesi yazarları, (İlk hangisi demişti, bilmiyorum ya da öğrendiysem de hatırlamıyorum) Gardrop Atatürkçülüğü demişti. Görünüşte o kadar Atatürkçü bir iklim vardı ki, sanki aşırı Atatürkçülükten zehirleniyorduk. Gardrop kelimesinin hakkını verircesine, Atatürk'ün giydiği, bedene tam oturan, koyu renk takım elbiseler çok modaydı. Her bahçeye Atatürk büstü, her meydana Atatürk heykeli (Pek çoğu Atatürk'e pek benzemeyen), her odaya Atatürk resmi (Genelde paltolu resmi), her konuşmaya Atatürk'ten bir kaç söz eklemek, zorunluluk değil, modaydı. Tek televizyon kanalında,  gün boyu sık sık Atatürk'ün bir resmi, bir özdeyişi ile görünür, bu özdeyiz, TRT spikeri taradından diyor ki ya da Atatürk diyorki diye söze başlanarak seslendirilirdi. Şimdilerde yok edilen Yeşilköy havaalanı dahil, pek çok yerin adı, Atatürk, Yüzüncü Yıl (1981 Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılıydı), Gazi, Mustafa Kemal gibi isimler verildi. (12 Eylül generalleri, bu günlerin Atatürk resimli ya da imzalı tişört-gömlek ya da kravat giyetn, Atatürk'ün imzasını dövme yapan, Atatürk resimli-imzalı kalemlik, anahtarlık falan kullanan gençliğini görse ne derdi acaba? O generaller öldü ama alt rütbeli subayları yaşıyor.)

Görünüşte fazla Atatürkçülükten zehirleniyorduk. Gece-gündüz Atatürk'ü anıp, Atatürk'ü düşünüyor ve Atatürk'ün görüyorduk. O kadar ki meşhur yetmez ama referandumu, özellikle 12 Eylülde yapıldı ve 12 Eylülün tüm zorbalıkları, Atatürkçülüğe bağlandı.Oysa 12 Eylül, pek çok alanda Atatürkçülüğü açıkça saldırıyordu.

Zorunlu din dersleri,  Alevi köylerine cami yapmak ve imam atamak, Öz Türkçeciliğe karşı çıkmak,  Öz Türkçe kelimeleri yasaklayıp, bazıları çoktan unutulmuş Osmanlıca kelimelerin kullanımını zorunlu tutmak (Bu çaba hiç tutmadı, o kelimeler daha doksanlar gelmeden unutuldu. Darbenin önderi Kenan Evren'le, Kenan Kainat diye dalga geçildi), bolca imam hatip lisesi açmak ve sözde faizsiz finans şirketlerini serbes bırakmak gibi Atatütkçülükle uymayan bir sürü iş yaptı darbe rejimi. Biz heykellerle, resimlerle oyalanırken, Güzel Sanatlar Müzesindeki resimler yağmalandı. Resimler önce  generalle ve albayların, sonra daha alt rütbeli subayların odalarına gitti ve ardından pek çoğu da, ardından bir fotoğraf bile bırakmadan kayboldu. Sonra tütün ve alkol içeceklerinin tek dağıtıcısı Tekel idaresi ( Alkol satan yerlere halen Tekel Bayisi denmesinin sebebidir. Tekel idaresi de, özelleştirmeler kervanına katıldı), önce generallere, sonra neredeyse binbaşı ve daha üzeri tüm subaylara, neredeyse tüm üst düzey bürokratlara, kendi ürünlerinden oluşan yılbaşı paketleri göndermeyi gelenek haline getirdi. Bunu özelleştirildiği yıla kadar yaptı. Darbenin ilk günlerindeki sokağa çıkma yasainkları ile beraber, fırın sahiplerin krallığı başladı. Ekmek, önce pahallandı, sonra küçüldü. Televizyonda, perşembe akşamları yayımlanan huzura doğru başta olmak üzere, televizyonlar dini programlarla doldu.

Seksenlerin başlarında zorunlu din dersleri , bu günkü anlamda altıncı ve on birinci sınıflara kadardı. İlkokullarda, doksanlara kadar din derslerine genelde sınıf öğretmenleri girdi. O yılların din kültürü öğretmenleri ve din adamları, Alevilere karşı çok saldırgandı. Alevilerin, Müslüman olması için önce Hristiyan olması sözü çok yaygındı. Böylesi saldırgan sözleri yüzünden, o yıllarda dayak yiyen din kültürü öğretmeni çoktu. Din derslerinin asıl amacının Alevileri asimile etmek  ve solu ezmek için için olduğu, o yıllarda çok belliydi. O yıllarda din dersi programı, sadece Sünniliği, hatta sadece Hanefiliği övme üzerineydi. O yıllarda din kültürü öğretmenleri,  sık sık müfredatyın dışına çıkar, sözüm ona secde halinde donakalıp, Kızıldeniz'den çıkarılan firavun (oysa firavunluk kurulmadan evvel ölmüş bir Mısırlının, özenle yapılmış bir mumyasıydı bulunan), kurana bastığı için fareye dönüşen kız (bir heykel çalışması), ayda duyulan ezan sesi (uydurma), ünlü deniz araştırmacıJacques-Yves Cousteau'nun  Müslüman (adamın cenazesi meşhur Notre Dame'dan kakldırıldı) olması gibi yalan bilgileri aktarıp, dururlardı.
12 Eylül rejimini 1983, Turgut Özal ve partisi ANAP'ın iktidara gelmesi ile sınırlamak, fazla saflık olur. 
1983'de seçimlerden sonra Kenan Evren, Turgut Özal'a bir ay kadar görev vermedi. Öte yandan bu seçim 
süreci adil bir seçim süreci değildi. Hangi partinin ya da aday adayının aday olacağı Kenan Evren ve 
arkadaşlarının kararına bağlıydı. Atatürk'ün yüz iki (102) yaşındaki yaveri bile veto yemişti. (Emin Çölaşan
'ın Turgut Nereden Koşuyor kitabından)Özal ise, 1977'de, MSB (Necmettin Erbakan'ın partilerinden
Milli Selamet Partisi)'den, İzmir birinci sıra adayı iken seçimi kaybetmeseydi, zaten halk oylaması ile
kabul edilmiş 1981 anayasasının geçici maddesi ile otomatik vetolu olurken, kendisi ve partisi (en azından
a takımı ya da çelik çekirdek diyebileceğimiz ana kısmı) veto yememişti. Bu veto yemeyenler arasında, 
12 Eylülün sebeplerinden sayılan,  6 Eylül 1980'de, yani darbeye bir haftadan az kala yapılan, İstiklal 
Marşının oturarak okunması ile hatırlanan Konya mitinginin (ya da Kudüs'ü kurtarma mitingi)
 organizasyonunu yapan Mehmet Keçeciler'de vardı.
Turgut Özal'dan sonra rejim yavaş yavaş, heykeller, özlü sözler, şiirler, resimler ve çeşitli yerlere
verilen adlarla saklanan dincliği ve liberal ekonomiciliği ortaya çıktı.