imam hatip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imam hatip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2022 Cuma

SON YILLARDA BİTEN İSLAMCI ŞEYLER 1-SON BARUTLAR (TÜRBAN-İHL-TARİKATLAR)

 


Ben bu blogdan ne kadar bitti desem de bazı şeyler iktidar için un çuvalı gibi, zorladıkça bir şeyler çıkıyor. Muhafazakarlar, bir şekilde türbanın, tarikatların ve imam hatip liselerinin az da olsa ekmeğini yiyor. Liselerde, her yeni sınıfta daha az türbanlı olsa da, artık türbanlıların pek çoğunun saçları, ucundan azıcık görünse de, CHP içinde de çokca türbanlı da olsa,bir şekilde sağ partilerin silahı olmaya devam ediyor. CHP genel başkanının ani türban çıkışı, çok belli ki iktidarın türban üzerinden bir saldırısının istihbaratını almış. Kılıçdaroğlu'nun, mutfağından ya da odasından yaptığı yayımlara dikkat ederseniz,  iktidarın bir hamlesini boşa çıkarıyor. Sonradan çıkan televizyon dizisi, muhtemelen iktidarın elindeki medya gücü ile yapılacak bir saldırının başlangıcı olacaktı muhtemelen.






Ben, benzer bir çıkışı imam hatip liseleri için de bekliyorum. Son yıllarda ilginçtir, imam hatip liselerinin sayısı artsa da, öğrenci sayısı azalıyor. İmam hatipler, otomatik yerleştime denen sistem yüzünden, imam hatip liseleri, öğrencileri özel liselere yönlendirmenin, hatta zorlamanın aracı oluyor. Proje imam hatip denen ve genel imam hatip lisesi müfredatına genelde fazladan kimya ve biyoloji derslerinin eklendiği garip liseler de, imam hatip sorununa ilaç olacak gibi durmuyor. İmam hatip liseleri, açık liselerin ve özel liselerin en büyük öğrenci kaynaklarından biri olmuş durumda. Gene de halen 28 şubat ve katsayı mağduriyeti sık sık hatırlatılıyor.

Buna bir de tarikatları ekleyelim. Bu tarikatlar nedense 27 mayıs ve 12 martta hiç mağdur olmadılar. 12  Eylül ve 28 şubat mağduriyetleri ise, solun mağduriyetinin yüzde biri etmez ve asıl ilgimi çeken devletin, tarikatların mallarını azla müseddere etmemesi, parasal zarar vermemesi. Oysa darbeler, solcuların elinde ne var, ne yok almıştır. Tarikatlardaki tutuklamalar, asla tarikatların yönetim yapısını sarsacak şekilde ve o kadar çok olmamış, aslında 1950'den bu yana tarikatlar, NATO'nun gizli eli tarafından korunmakta.

Her ne kadar yeni nesil;  baş örtüsü yeni nesilde popüler değilse de, yeni nesil türbanlılar, öyle saçlarını tamamı görünmeyecek diye zorlamıyorsa, tarikatlar ya da imam hatipler giderek gözden düşüyorsa ve daha pek çok şeye rağmen, dinci kesim bu silahlardan az da olsa yararlanıyor. 

Bu son barutlara karşı daha dirençli durmalıyız.







17 Ekim 2022 Pazartesi

12 EYLÜL ŞERİATÇILIĞI



 12 Eylül rejimine, Cumhuriyet gazetesi yazarları, (İlk hangisi demişti, bilmiyorum ya da öğrendiysem de hatırlamıyorum) Gardrop Atatürkçülüğü demişti. Görünüşte o kadar Atatürkçü bir iklim vardı ki, sanki aşırı Atatürkçülükten zehirleniyorduk. Gardrop kelimesinin hakkını verircesine, Atatürk'ün giydiği, bedene tam oturan, koyu renk takım elbiseler çok modaydı. Her bahçeye Atatürk büstü, her meydana Atatürk heykeli (Pek çoğu Atatürk'e pek benzemeyen), her odaya Atatürk resmi (Genelde paltolu resmi), her konuşmaya Atatürk'ten bir kaç söz eklemek, zorunluluk değil, modaydı. Tek televizyon kanalında,  gün boyu sık sık Atatürk'ün bir resmi, bir özdeyişi ile görünür, bu özdeyiz, TRT spikeri taradından diyor ki ya da Atatürk diyorki diye söze başlanarak seslendirilirdi. Şimdilerde yok edilen Yeşilköy havaalanı dahil, pek çok yerin adı, Atatürk, Yüzüncü Yıl (1981 Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılıydı), Gazi, Mustafa Kemal gibi isimler verildi. (12 Eylül generalleri, bu günlerin Atatürk resimli ya da imzalı tişört-gömlek ya da kravat giyetn, Atatürk'ün imzasını dövme yapan, Atatürk resimli-imzalı kalemlik, anahtarlık falan kullanan gençliğini görse ne derdi acaba? O generaller öldü ama alt rütbeli subayları yaşıyor.)

Görünüşte fazla Atatürkçülükten zehirleniyorduk. Gece-gündüz Atatürk'ü anıp, Atatürk'ü düşünüyor ve Atatürk'ün görüyorduk. O kadar ki meşhur yetmez ama referandumu, özellikle 12 Eylülde yapıldı ve 12 Eylülün tüm zorbalıkları, Atatürkçülüğe bağlandı.Oysa 12 Eylül, pek çok alanda Atatürkçülüğü açıkça saldırıyordu.

Zorunlu din dersleri,  Alevi köylerine cami yapmak ve imam atamak, Öz Türkçeciliğe karşı çıkmak,  Öz Türkçe kelimeleri yasaklayıp, bazıları çoktan unutulmuş Osmanlıca kelimelerin kullanımını zorunlu tutmak (Bu çaba hiç tutmadı, o kelimeler daha doksanlar gelmeden unutuldu. Darbenin önderi Kenan Evren'le, Kenan Kainat diye dalga geçildi), bolca imam hatip lisesi açmak ve sözde faizsiz finans şirketlerini serbes bırakmak gibi Atatütkçülükle uymayan bir sürü iş yaptı darbe rejimi. Biz heykellerle, resimlerle oyalanırken, Güzel Sanatlar Müzesindeki resimler yağmalandı. Resimler önce  generalle ve albayların, sonra daha alt rütbeli subayların odalarına gitti ve ardından pek çoğu da, ardından bir fotoğraf bile bırakmadan kayboldu. Sonra tütün ve alkol içeceklerinin tek dağıtıcısı Tekel idaresi ( Alkol satan yerlere halen Tekel Bayisi denmesinin sebebidir. Tekel idaresi de, özelleştirmeler kervanına katıldı), önce generallere, sonra neredeyse binbaşı ve daha üzeri tüm subaylara, neredeyse tüm üst düzey bürokratlara, kendi ürünlerinden oluşan yılbaşı paketleri göndermeyi gelenek haline getirdi. Bunu özelleştirildiği yıla kadar yaptı. Darbenin ilk günlerindeki sokağa çıkma yasainkları ile beraber, fırın sahiplerin krallığı başladı. Ekmek, önce pahallandı, sonra küçüldü. Televizyonda, perşembe akşamları yayımlanan huzura doğru başta olmak üzere, televizyonlar dini programlarla doldu.

Seksenlerin başlarında zorunlu din dersleri , bu günkü anlamda altıncı ve on birinci sınıflara kadardı. İlkokullarda, doksanlara kadar din derslerine genelde sınıf öğretmenleri girdi. O yılların din kültürü öğretmenleri ve din adamları, Alevilere karşı çok saldırgandı. Alevilerin, Müslüman olması için önce Hristiyan olması sözü çok yaygındı. Böylesi saldırgan sözleri yüzünden, o yıllarda dayak yiyen din kültürü öğretmeni çoktu. Din derslerinin asıl amacının Alevileri asimile etmek  ve solu ezmek için için olduğu, o yıllarda çok belliydi. O yıllarda din dersi programı, sadece Sünniliği, hatta sadece Hanefiliği övme üzerineydi. O yıllarda din kültürü öğretmenleri,  sık sık müfredatyın dışına çıkar, sözüm ona secde halinde donakalıp, Kızıldeniz'den çıkarılan firavun (oysa firavunluk kurulmadan evvel ölmüş bir Mısırlının, özenle yapılmış bir mumyasıydı bulunan), kurana bastığı için fareye dönüşen kız (bir heykel çalışması), ayda duyulan ezan sesi (uydurma), ünlü deniz araştırmacıJacques-Yves Cousteau'nun  Müslüman (adamın cenazesi meşhur Notre Dame'dan kakldırıldı) olması gibi yalan bilgileri aktarıp, dururlardı.
12 Eylül rejimini 1983, Turgut Özal ve partisi ANAP'ın iktidara gelmesi ile sınırlamak, fazla saflık olur. 
1983'de seçimlerden sonra Kenan Evren, Turgut Özal'a bir ay kadar görev vermedi. Öte yandan bu seçim 
süreci adil bir seçim süreci değildi. Hangi partinin ya da aday adayının aday olacağı Kenan Evren ve 
arkadaşlarının kararına bağlıydı. Atatürk'ün yüz iki (102) yaşındaki yaveri bile veto yemişti. (Emin Çölaşan
'ın Turgut Nereden Koşuyor kitabından)Özal ise, 1977'de, MSB (Necmettin Erbakan'ın partilerinden
Milli Selamet Partisi)'den, İzmir birinci sıra adayı iken seçimi kaybetmeseydi, zaten halk oylaması ile
kabul edilmiş 1981 anayasasının geçici maddesi ile otomatik vetolu olurken, kendisi ve partisi (en azından
a takımı ya da çelik çekirdek diyebileceğimiz ana kısmı) veto yememişti. Bu veto yemeyenler arasında, 
12 Eylülün sebeplerinden sayılan,  6 Eylül 1980'de, yani darbeye bir haftadan az kala yapılan, İstiklal 
Marşının oturarak okunması ile hatırlanan Konya mitinginin (ya da Kudüs'ü kurtarma mitingi)
 organizasyonunu yapan Mehmet Keçeciler'de vardı.
Turgut Özal'dan sonra rejim yavaş yavaş, heykeller, özlü sözler, şiirler, resimler ve çeşitli yerlere
verilen adlarla saklanan dincliği ve liberal ekonomiciliği ortaya çıktı. 


18 Haziran 2019 Salı

EĞİTİMDE BAKOLARYA-ÖZEL OKUL-İMAM HATİP ÇEKİŞMESİ



Ülkemizde malum, en sık değişen şey, eğitim sistemi. O kadar sık değişiyor ki, artık bir sistemsizlik  sistemine dönmüş durumda. O kadar sık değişiyor ki, öğrenmeye üşeniyorum. Zira öğrenip de,öğrencilerime anlatana kadar gene değişiyor. 20 yıllık öğretmenim, her şeyin değişmeden  aynı kaldığı iki yılı hatırlamıyorum.
Bu seferki sistem değikliğine gelen bir yorum dikkatimi çekti. Dinci-bakolarya karışımı diyorlardı. Bunun nedenini düşünürken, ilk atandığında çok övülen bakanımızın, özel okul sahibi olduğu aklıma geldi.
Pek çok kişiden, özel okul-eğitim piyasasının krizde olduğu dedikodusunu duyuyorum. Eğitimin bizzat içinde olan biri olarak söylemeliyim ki, İmam Hatip-Hafızlık ve dershane dayatmasının esas sebebi, velileri özel okula sevk etmek. Pek çok  veli ve pek çok da öğrenci, imam hatip istemediği için, özel okulu tercih ediyor.
İmam hatip istememenin tek sebebi solculuk veya Atatürkçülük değil. Yeni nesil gençler, flört etmek, keyfince yaşamak ve muhafazakar baskılardan uzak kalmak istiyor. Pek çok AKP destekçisi tarikatın anladığı din, din kültürü dersinde öğretilenlerden farklı vs vs.
Bir de pek çok okul, aileleri tatmin edecek kadar test çözme, ekstra ders hizmeti sunamıyor Pek çok aile de son sınıfta çocuklarını dershanelere yazdırıyor.
Buna rağmen sektör, dışarı belli etmek istemese de krizde. Zira son bir kaç yılda pek çok özel okul açıldı, ülkede çocuğunu özel okula gönderecek kadar mali durumu yeterli aile sayısı az ve Türk halkının kafasında halen eğitim, devletin işi.
Türkiye'de adettir, önce yurt içi için üretim yapılır, tercihen de senden alışveriş etmek zorunda kalan halka satış yaparsın. İç piyasa tükenince de ihracata karar verirsin. Şimdi, benim tahminim (yanılma ihtimalim var, çok emin değilim), krize giren ve iç piyasanın öyle heyecan verici büyüklükte olmadığını keşfeden sektör, üniversiteler gibi dış ülkelere açıldı.

Y.Ö.K (Yüksek öğrenim kurumu) malumunuz, bir kaç hafta kadar önce üniversiteler için yabancı öğrenci üst sınırını kaldırdı zira pek çok üniversite artık öğrenci bulamıyor. Son bedelli askerlik yasasından sonra (adına vakıf denen) özel üniversitelerde yüksek lisans başvuruları %80 (yüzde seksen) azalmış.  Pek çok taşra üniversitesinde öğrencisizlikten kapanan bölümler var. Bu yüzden üniversiteler yabancı öğrencilere kapılarını sonuna kadar açtı.
Liselerde de benzer durum var ve orta öğretimde uluslar arası standardın yolu bakolaryadan geçiyor. Tabi ki de okul, kendi kararı ile bakolaryaya geçebilir. Pek çok devlet okulu bunu yaptı. Lakin yabancı öğrencilerin sektöre gelişi ancak bakolaryanın tüm eğitim sistemine yayılması  ile mümkün.
Bakolarya ve ders programları işin sadece bir yönü. 
Asıl mesele din dersleri. Ülkemize Avrupa'dan öğrenci gelmez. Gelirse Müslüman ülkelerden (özellikle Arap) gelir. Sıkıntı şu ki, onların anladığı İslam ile, bizdeki İslam arasında dağlar kadar fark var. Bu yüzden de din dersi, din1-din2 diye2'e ayrılmış ve galiba din2 Türkler için olacak.
Asıl mesele bu öğrenciler gelince başlayacak. Şu an ülkemizde mülteci ve kaçak-düzensiz göçmez Arap-Afganlı-Paki nüfus yüzünden artan yabancı düşmanlığı ve ateizm; bu öğrenciler okulları doldurunca azalmayacak.
Üzerine de pek çok şey, bu  yabancılar uğruna değiştiğinde de artacak. Mesela 90'larda üniversitelerde Ülkücüler çok güçlü ve kalabalıktı. (Halen de Ülkücüler var demeyin, doksanların yüzde biri bile değiller) İki binli yıllar boyunca budandılar. En son Akdeniz üniversitesinde alnı zülfikar dövmeli (kendisi tabi ki Alevi falan olmayan) bir manyağın öncülüğünde çıkan olaylar da köklerine kibrit suyu döktü. Akp Ülkücüleri kamu yönetiminden (müdür,şef vb orta derece yöneticiler arasında Ülkücülük yaygındı), esnaflıktan ve pek çok alandan azalttı, hatta attı.
Ülkücülük üniversitelerden azaltılma, hatta atılma sebebi, öğrencilerin okulu bırakmalarına sebep olmalarıydı (Özellikle Alevi ve Kürt olanların.)Üniversite mezunu olmak eski çekiciliğini yitirince, Ülkcülerin bu özellikleri göze battı. Birilerin orucuna, içkisine, kız-erkek arkadaşlığına, söylediği türküsüne, giyimine karışan bu oluşum; o çok sevdikleri orta Asyalılarla bile anlaşamaz oldu. Ülkücülerin bir yerde çok ya da güçlü olması, yabancı öğrencileri de kaçırır oldu. Sonrasında da Ülkücülük önce özel üniversitelerden (Bilkent'in meşhur ata-Alparslan Türkeş'in Askerleri) başlatılarak azaltıldı.
Şimdi aynı durum liseler için geçerli. Bu sadece yabancı öğrenci için değil, bir bütün olarak lise gençliğinde Ülkücülüğün azaltılması demektir ki, Ülkücülükte son yıllarda sadece liselilere ait bir etkinlik olarak kaldı, buradan da atılırsa küçük ortak MHP ne tepki verecek acaba?
Bir de diğer sorunlar var. Son yıllarda öğretmenin öğrenci üzerindeki otoritesi giderek azaltıldı. Bir de Ülkücüler ve diğer grupların aksan baskısı azaltılınca AKP, eğitim yolu ile vermek istediği muhafazakarlığı öğrencilere zaten vermekte zorlanırlarken,  bu sefer tamamen vazgeçecek.
Diğer yandan ülkemize batıdan, Avrupa'dan öğrenci gelmeyecek. Arap ve İslam ülkelerinden gelenlerde, ülkelerindeki muhafazakar, din eksenli kültürden uzaklaşmak için gerekecek.
Bu bakolarya yorumları üzerine yaptığım akıl yürütmeler bunlar.  Özel okullar bu reformlara kadar dayanır ya da milli eğitim bu reformlara ne kadar dayanır, onu da pek bilemiyorum.