siyaset felsefesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset felsefesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2026 Pazartesi

HEVESSİZ NESİLLER TEHLİKESİ



Bu yıl, 16 Temmuz itibarıyla emekli oldum, çünkü öğretmenlilkten hevesim kalmamıştı. Talihimin bana bahşettiği bu ayrıcalığı kullanıp, 28 yıllık devlet memurluğundan sonra, 52 yaşımda emekli oldum. 2023'de seçimlerden hemen önce çıkan bir yasa ile, emeklilik yasasında 6 Eylül 1999'dan önce sigortası başlayanlara, eski yasaya göre emeklil olabilme hakkı verildi. Ben ise öğretmeliğe 1998'de başladım, daha önce çalışmış da olsam sigortam uoktu, gene de üç yıldır emekli olabilirdim. Babamın varlığı, sadece varlığı neden oldu, son üç yılında babamın sadece nefesi vardı, demans, parkinson, kalp ve bir sürü hastalıklarla boğuşuyor ve dünyayı pek algılayamıyordu. Gene de o ölmeden, emekli olmaya cesaret edemedim. 

Emekli olmadan evvel, emeklilikte yapılacak pek çok şeye heves etmiştim. Tekrar üniversite (arkeoloji) okumak, yüksek lisans yapmak, Youtube kanalı kurmak, belki de sahneye çıkmak vardı aklımda.Yüksek lisandtan yıllar önce vazgeçmiştim, zira yabancı dilim zayıftı. Yüksek lisansın da değeri düştü, artık herkes yapıyor ve fazlası ile sallama tezlerle.  Yöktez'de sonsuza kadar kimsenin okumayacağı bir tez için, o kadar emeğe gerek görmüyorum. Yeniden lisans okuyayım, arkeoloji okuyayım istiyordum ama benim içim ÖSS sınavları ALES kadar zorlayıcı olacaktı. Bir de fark ettim ki ben aslında yaşamadığım öğrenciliği arıyordum. Ben lilk orta ve lisedeyken kaynaştırma eğitimi yoktu. Disleksi (DEHB) bir  çocuk olarak bana hiç teşhis konmadı. Buna karşın ben de bu süreçte hiç bir tören ve etkinlikte görev almadım, okul nöbetçisi bile olmadım. İki kere sınıfta kalıp, bu sürece okula ara verdim, bütün bunlara rağmen liseyi bitirip, üniversiteyi kazanmayı da başardım. Üniversite de okurken, hem yeni kurulan Süleyman Demirel üniversitesinde etkinlik denen şey sıfırdı (kendi aramızda yüksek lise derdşk), hem de Ülkücüler tarafından çok zorbalandım, çok dışlandım. Ellili yaşlarımda üniversite okuyunca, okulun popüler öğrencisi olmayacaktım. Klüplere, gruplara üye olsam da, torunum yaşındaki sınıf arkadaşlarımla, gene gerçek arkadaş olmayacaktım. Mezun olduktan sonra da Ekrem Akurgal olmayacaktım.

Belki de yeni emekli olmanın depresyonu bunlar, bir zaman sonra yeniden bazı şeylere heveslenirim belki. Yeşil pasaportumu bile uzun zamandır yenilemedim, ucuz balkan turları için gereği yok gibi geliyor. Buraya kadar kendimden çok bahsettim. Sosyoloji, bireysel olaylarda toplumu görebilmektir. Kendim dinsiz kalınca, etrafımda pek ço kişinin dini inançarını kaybettiğini gördüm ve bloğumda dinsizlik sosyolojisi adı altında bir seri yazı yazdım. Çünlü ülkede bir deizm-ateizm patlaması vardı ve artık bu sosyolojik bir olguydu. Sebebi dinin zorbalığıydı. Hevessizliğin de sebebi adaletsizliktir, nepotizmdir. Önceden herkesin her yerde bir tanıdığı vardı ve bu tanıdıkların az da olsa işe yarama ihtimali vardı. Şimdi yavaş yavaş o da kalkıyor. İktidar cephesi her gün büyüyen kocaman bir koalisyon ama bu koalisyon tavanda. Tabanı eriyen koalisyon, tavanı ile  büyütmeye çalışıyor. Tavandaki  büyüme, tabana yansımıyor, iktidar ikna üretemiyor.

Fon krizi de buna tuz biber oldu, artık insanlarda yandaş olma hevesi kalmadı. Vurgun vuran 214 kişinin tamamı iktidar yanlısıydı, bir tane bile muhalif olsa, çarşaf çarşaf ifşa edilir, tüm suç ona yıkılırdı. Dolandırılan yarım milyon civarı insanın da tamamı iktidar yanlısı, tek tük bence bir kaç yüz, en fazla bir kaç bin  para kaybeden muhalif ise, muhtemelen iktidar yanlısı arkadaşlarının tavsiyesi ile bu fonları aldılar. Bu 214 kişinin hepsi, vurgunlarının tamamını iade etmeyecek, önemli bir miktar para ise alınamayacak. Yarım milyon fonzede ise yıllarca ha aldınız, ha alacaksınız diye oyalanacak. 214 vurguncunun adı eninde sonunda kamuoyuna yansıyacak. Liste dışarı sızmasa, tüm paralar iade edilse, tüm kayıplar karşılansa bile çöküş kaçınılmazdır. İktidara yakın olma yolu ile zengin olma ümidini kaybetmiş yarım milyon insan, sadece iktidarın değil, 1950'den beri ülkeyi yöneten sağcı zihniyetin genel içe doğru kçöküşünü başlatmıştır.

25 Kasım 2019 Pazartesi

DEMOKRASİ HERKESİN SİYASET YAPMASIDIR.




Platon, Siyasetle ilgilenmeyen aydınları  bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye mahkum olmaktır, demiştir. Bir Rus atasözü de, Siyasetle ilgilenmezseniz, bir gün siyaset sizinle ilgilenir, der.
Ben de çok özürle, siyaset  yapmazsanız, bir gün siyaset sizi yapar diyeceğim. Yapmadığınız siyaset sizi bir gün köle yapar, alt sınıf yapar, azınlık yapar, yoksul yapar, yani sizi iyi bir şey yapmaz.
Siyaset yapmama ve siyasetten uzak durma alt sınıftan ve bu alt sınıftan olmayı  kabullenen kişilere özgüdür. Zenginler bir yana, azıcık hali vakti yerinde olan esnaf bile siyaset yapar, siyaset üzerine düşünür.
Siyaset yapma, konuşma diyenler,  ya kendileri siyaset yapan ve sizin yapmanızı istemeyen kişilerdir, ya da kendi alt sınıf olmasını kabul etmiş kişidir. Siyaset yapan, konuşan kişilerde sizi bir şekilde kendi safına kazanmaya çalışan kişilerdir.
Siyaset yapma, işini yap ya da siyasetten evvel işini yap derler. Oysa her iş siyasetle beraber yapılır. Pazarda limon satmak bile buna dahildir. Belediye veya tarım bakanlığı ya da başka bir kurum, etiketsiz, seri numarasız limon satamazsın der ve olur biter.
İllegal işlerde bile siyaset vardır. İddia oranlarını düşürürseniz, illegal bahis patlar, alkol vergisi artarsa sahte alkol vs vs.
Ülkeye apolitiklik propagandası veriliyorsa ya dikta vardır, ya da diktanın hazırlığı yapılıyordur.
birand emret komutanım ile ilgili görsel sonucuMesela Mehmet Ali Birand, 1991'de yayımlanan ve Türk Silahlı Kuvvetlerini anlattığı Emret Komutanım, adlı kitapta,  Askeri liselerin kapatılmasından, Harbiye'nin üniversiteye dönüştürülmesinden ve subayların apolitikleşmesinden bahsetmiş ve bu görüşleri devletin görüşü gibi anlatmıştır.

Siz 15 Temmuzdan sonra olacakların daha önce bir yerlerde yazmadığını mı sanıyordunuz, ya da daha önce hazırlanmadığını?
Gene o yıllardan itibaren pop müzik de kullanılarak, bir apolitik gençlik hazırlığı yapıldığını unutmayalım.
Apolitik gençlik aslında kökeninde 12 Eylül projesidir. Gençlere önce siyasetin sadece sokakta kavga  ile yapılacağını öğrettiler; sonra da siyasetin kötü bir şey olduğunu.
Rock ve metal müzik siyasi, hele de antikapitalist hal almaya başlayınca, hem ülkemizde, hem de dünyada lince uğradı. Şehriban Coşkunfırat cinayeti ve ardından gelen Akmar pasajı baskını, tüm rock ve metal müzik dinleyenleri uyuşturucu müptelası ve satanist ilan etti.
Derken doksanlarda önce apolitik pop müzik, ardından da apolitik Cem Yılmaz mizahı patladı.
Siyaset yapma emrinin anlamı, muhalefetli yapmadır.
Muhalefetin yükseldiği zamanlarda iktidar sahipleri yandaşlarını siyasete, hatta sokağa çağırır.
Pek çok işçi ya da memurdan, sendikaya üye olmaya gerek yok, sendikalar ne işe yarıyor sözünü duyarsınız.
Oysa işveren sendikaları da vardır ve hiç biri bu sendikaya ne gerek var, demez. Hatta, Tüsiad, Müsiad sadece dernektir, gereği yok deyip, üyelikten çıkmaz.
(Aklıma gelmişken, TÜSİAD bir zamanlar bir açıklama ile hükumeti sallardı, şimdilerde TÜSİAD'ı sallayan yok, gene de TÜSİAD, üye kaybına uğramıyor)
Ezilmeyi kabul etmemeliyiz. Modern gelişmiş demokrasi ülkelerinde de kimse ben siyasete karışmam, sadece dört- beş yılda bir oyu da ya atarım, ya atma demiyor. Hükumetin en ufak yanlışında meydanlara dökülmekten çekinmiyor.
Gerçek demokrasi, herkesin siyaset yapması, siyaseti takip etmesidir. Siyaset yapmamak, başkalarının siyasetine teslim olmaktır.