deli yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deli yürek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2026 Perşembe

MAFYA'NIN İTALYA'YI YIKMASI



Deli Yürek'le başlayan, Kırtlar Vadisi ile özdeşleşen ve Maraş okul katliamı ile biten mafya dizisi furyası, bu sefer de Manisa'da can aldı. Bu dizilerde ölüm ya da cinayet ne kadar basit gösterilmekte. İlk bölümlerde Çakır, kumarda hile yapan adamı öldürerek kahramanlaşırken; Kurtlar Vadisi Irak'da Amerikalı, Polat'ın bombalı saldırısına karşu çocukları kalkan yapınca kötü oluyor. O kumarbaz ya da yok yere öldürülen karakterlerin çocuğu, anası, babası yok muydu? Ha siz devletsiniz, kimin ölmeye layık olduğuna bir kaç dakikada karar veriyorsunuz. Aslında sinema yıllardan beri bu suç örgütlerini bir şekilde övmekle meşgul çünkü bu örgütlerin çoğu NATO ve İtalya'da Gladio adını verdiği derin devlet-özel harp unsurlarının desteğinde. Gladyo yada özel harp daireleri, ülkede sol görüşleri zayıflatmak için kurduğu illegal paramiliter yapıları, onları suç dünyasının baş at gücü olarak besledi. Netflix'in Roma filmini izlediğimde, Ülkü ocağı gibi kurumların tüm NATO'da olduğunu anladım. Konu sadece bıyıklar değildi. Yürüyüşleri de birbirine benziyordu. Belli küçük farklarla birbirne benzeyen yapılardır bu yapılar.

Bu yapıların merkezindeki mafya, ilk ve orijinal haliyle Sicilya mafyası Cosa Nostra'dır. Diyebilirim ki Eski Sovyet-Demirperde mafyaları ile Çin mafyası hariç; bence Japon Yakuza'da dahil tüm mafyaların kökeni yada rol modelidir. Cosa Nostra'nın kökeni de öyle adanın bağımsızlığı, orta çağda Fransızların ve İspanyılların işgaline karşı direniş değil: kuzeydeki müreffeh şehirlere göç eden toprak sahiplerimnin işlerine bakan kahyalar ve onların silahlı adamlarına dayanır. Zamanla A.B.D'ye göç eden Sicilyalılar aracılığıyla, bir ara dünyanın en büyük mafyasını olmuştur. Günümüzde, yan, 2026 yılı için Napoli mafyası Gomorrah (ya da sistem) ile Kalabriya mafyası Ndrangetha (n harfi, d sesini inceltmeye yarıyor yalnızca, Cosa Nostra'dan daha büyük. Cosa Nostra ise halen tüm dünya mafyaları için rol model. Baba (Gotfather) serisi başta olmak üzere bir sürü filmle bu rol modellik pekişti.

Şunları baştan söyleyeyim ki, özellikle Latin Amerika ülkeleri, kartel de denen mafta-çete oluşumları yüzünden kalkınamıyor, büyüyemiyor. Daha 2026 yazında bir çete reisinin ölümü üzerine Meksika'yı cehenneme çevirdiler. Brezilya bir süper güç olabilir ama tam bir devlet otoritesi kuramadığından olamıyor. Ülkede birincil ölüm nedene cinayet ve tüm kuzey Amerika-Avrupa'dan daha fazla cinayet işlenen bir ülke. İki yüz milyondan, yani Rusya'dan daha kalabalık bu ülke, Avrupa birliğinin, hatta kıta olarak Avrupa'dan daha büyük, Güney Amerika kıtasının %55!ini, yani yarıdan fazlasını tek başına oluşuruyor. Dünyadaki dana etinin neredeyse %10 civarını tek başına oluşturuyor ama çetelerden başını kaldıramıyor.

İtalya'nınki daha trajik bence. Bu konuya örnek olacak diğer ülkeler sanayileşememiş ve mafya yüzüden sanayileşemiyor.  İtalya ise, sanayileşmiş bir ülke olarak, bir zamanların G7, şimdilerin G20 ülkelerinden biri olarak hem fiilen ikiye bölünmüş durumda, hem geriliyor, hem de güneyinden başlayarak yıkılıyor. İtalya'nın yıllık büyüme oranı %0,5, yani iki yüzde bir;  Japonya'nın 1990-2020 arası kayıp otuz yılı yada halen bitmeyen kayıp on yıllarından daha kötü. Ülke halen dünyanın sekizinci büyük ekonomisi; Rusya'dan daha büyük bir ekonomi ama yıllardır savaşan ve ambargolara maruz kalan Rusya, daha hızlı büyüyor. Sorun mafyanın güneyi yada bazı bölgeleri ele geçirmesi değil, devlet ve ticaret sistemine sızması ve hatta bu sistemlerin kendisi olması. Zaten devasa bir mafya ekonomisi olan İtalya, yabancı mafyaları, özellikle Sırp ve Arnavut mafyalarını da koruyor ve besliyor; minicik Arnavutluk'ta, otomobillerin neredeyse tamamı, İtalya'dan çalıntı. Dünyanın en büyük mafya ülkeleri sıralamasında yıllardır ilk üç hiç değişmiyor; birinci Rusya, ikinci İtalya, üçüncü de Kolombiya.

Sinema-film başta olmak üzere de sanat, suç alemini anlatmakla övmek arasında gidip, geliyor. Filmlerde çok güzel görünen mafya olgusu, toplumsal yaşamda o kadar iyi durmuyor. Sicilya adasına artık daha az tursit uğruyor. Ada, Afrika'dan gelen fön rüzgarları ile İtalya'dan esen soğuk Tramontana ya da Mistral rüzgarlarının kesişmesi sonucu bol yağış alıyor. Akdeniz'in en büyük adası, Akdeniz adalarının en büyük sorunu olan susuzluğu hemen hemen hiç yaşamıyor. Bolca verimli, düz arazileri, ince kumlu plajları olmasına rağmen, mafyayla adı bütünleştiğinden sürekli nüfus kaybediyor. İtalya'da Napoli mafyası Gomora ya da Kalabriya mafyası Ndrangetha daha büyükken, Cosa Nostra'nın ve Sicilyalıların adı çıkmış. Türk sineması da bu çizgiyi sık sık aşmış duruma, Yılmaz Güney filmleri de dahil. Deli Yürek-Kurtlar Vadisi ve sonrasındakiler ise bu sınırı fazlasıyla aştı. En son A.Çatlı denen katilin övülmesi ile okullarda katliamlar arttı. Çatlı'nın en büyük eylemi,  sırf Alparslan Türkeş kendini güvende hissetsin diye, silahsız yedi genci, sırf o dönemim Türkiye İşçi Partisi üyesi diye boğazını kesip, öldürmesi. Ermeni terör örgütü ASALA ise şu an sadece yer altında, daha doğrusu uykuda. Ermenistan'a ve Pqq'ya ayak bağı olmamak için sessizde. Üç-beş baskınlar, cinayetle bitecek bir kurum da değil, bitse bile sırf Lübnan Ermenileri bile yeniden örgüt kurar. Etiyopya'da bile Ermeni okulu var.

Mafyatik filmler, cinayeti normalleştirmenin ötesinde kutsallaştıryor; katilimiz her durumda haklı; yargılanmadığı gibi, zerre vicdan azabı çekmiyor, yaptıklarını sorgulamıyor. Çakır, sırf kumarda hile yapan birini vururken yada Polat, sırf kendisini takip eden silahsız birini vururken iyi; Amerikalılar Polat'ın bombasına karşı kendilerine çocukları yaparken kötü. Dizilerde ara ara kitlesel katliamlar yapılıyor. Bu olgu, bu tür filmlerin kökeninde var. Geçenlerde uyduda unutulmuş bir kanalda,  ucuz bir macera filminin açılışına denk geldim, adını öğrenemediğim gibi, merak da etmedim. Filmin açılışı, karısını arayan süper ajan kahramanımızın, orman içi bir konakta nöbetçileri ve elemanları vurmasıyla ilerliyor. Sonra esas kötü adam ulaşıyor, o da onu bekliyormuş. James Bond filmlerinin klişesi vardır ya:

-Bay bond, ben de sizi bekliyordum, diye. Bu klişeye de gıcığım, madem bekliyordun, o kadar adam niye öldü? Son nesil Türk mafya filminde de esas oğlanımız, kötülerin mekanını basıyor, on kişiyi tek tek öldürüyor, sonra da çekip, gidiyor. Modern piyade mangaları bile dokuz kişi, mafya da eleman bol, o kadar kayıba delirmiyor. Esas oğlan, insan öldürdükçe para ve kadın kazanıyor.

Diğer yandan mafya-derin devlet ilişkileri; bu da aslında sol ve sendikalarla mücadele için illegal yollar kullanmak için yapılmış.Amerika'da sendikalar bu yüzden siyasi mücadele anlamında sıfır. Ülkede iki ay işsiz kalsan evsizsin; ülkenin yüzde biri sokaklardan, yüzde biri hapishanelerde yaşıyor. Gregory Scarpa gibi mafya tetikçileri, muhbirlik karşılığında korunuyor, adamın bizzat tabancasıyla öldürdüğü insan sayısı yüze yakın. Devlet adına yaptığı en iyi iş, Misissipi de ikisi siyahi, biri beyaz, üç insan hakları aktivistiinin cesedini bulmak. FBI ve polis, sorrgulamalarla bulamayınca bu katil, adamalrıyla Misisipi şehrine iniyor, Ku Kulux Klan üyelerini tabanca kabzaları ile döverek konuşturuyor. Örgütün gücü böylece kırılıyor. Buna karşın hapishanelerde Aryan Brotherhood (Beyaz kardeşiliği) isimli devasa bir mafya örgütü kuruluyor. Bu örgüt meşhur Breaking Bad filminde kısmen görünür. Bu örgütün de arkasında bazı FBI ajanları var.

Bu mafyalar Amerika Birleşik Devletlerini uyuştruucuya boğuyor, o kadar ki Amerikan ordusu, standartlarına uygun asker bulmakta zorlanmaya başlıyor. Amerika da yakında İtalya'nın yaşadıklarını yaşayacak gibi.

Mafya, film ve dizilerde havakı dursa da, sonuçta iktisatta güveni sarsıyor, gelişmeyi durduruyor. Sanayi devi, bilim ve teknoloji üreten İtalya, mafya yüzünden tursit ve yatırımcıları kaçırıyor ve fiilen İtalya'yı bölüyor. Diğer devletler de benzer şeyleri bir kaç yıla yaşayabilir; hatta Meksika ve Kolombiya'nın yaşadıklarını da.


19 Ekim 2025 Pazar

SIKI DOSTLAR FİLMİ VE MAFYA ÖVGÜSÜ FİLMLERİ

 


Ülkemizde hızla artan çeteler karşısında, 1990 yapımı Sıkı Dostlar filminden bahsetmem gerektiğine karar verdim. Suç dünyası, her zaman sanatın ilgisini çekmiştir. Sanatçıları sık sık bu çeteleri, halk kahramanı olarak, çoğu kez de para karşılığında övmüştür. Mesela şöyle bir türkü vardır:

Aydın dağını oydular/İçine de mavzer koydular/Yörük de Alinin adını/ Hazreti Ali koydular

Oysa Yörük Ali Efe, Alevi değildir, bu türkünün de amacı, Yörük Ali'nin çetesine, Alevi köylerinden kızan toplamaktır. Pek çok türküde, öyküde, haydutlar birer kahraman olark görülür. Bunun bir sebebi, haydutların ozanlara, hikayecilere para yağdrıması, bir sebebi de devlet otoritesinin çöküşüyle, halkın adalet ve sığınacak bir güç arayışıdır. Diğer yandan, babamın evi uzakta olsa, övünmesi kolay olsa misali, tarihte adı geçen korsanları yada eşkiyaları romantize etmek kolaydır. İngiltere başta olmak üzere Avrupa kıyılarını yağmalayn Vikingleri veya Karaib denizi korsanlarını romantize etmek kolaydır. Tuvalet terlikli, dünya ekonomisini bunalıma sokan Somalili korsanları romantize etmek zordur.

Ülkemizde çeyrek asırdan fazladır medya tarafından yapılan bilinçli bir mafya övgüsü var. Başlangıcı 1998'den itibaren yayımlanan Deli Yürek dizisiyle başlıyor. Bu dizi ilk bir buçuk yılında, reytingleri düşük de olsa, yatırım almaya devam ediyor. Oysa pek çok güzel program, azıcık reytingi düşse, yayından kaldırılıyor. Deli Yürek dizisi, toplumu istenildiği gibi yönlendirmeye yetmeyince, büyük hazırlıklarla meşhur Kurtlar Vadisi yapıldı. Dizinin efsane olması boşuna değil; başrol oyuncusu Necaati Şaşmaz harici kadro, tecrübeli ve başarılı oyuncular kadrosundan oluştuldu. Yıldız olmayan pek çok oyuncu,  Devlet Tiyatrolarının deneyimli oyuncularıydı.

Bütün bu mafya övgülerinin temel sebebi, çetelere eleman bulunmasını kolaylaştırmak, insanları çetelere karşı, bakın ardında derin devlet var diye korkutmaktır. Hiç kimse sebebi reytingler, halk bunu istiyor, demesin. Kurtlar Vadisi bile, meşhur ilk 97 bölümü bittikten sonra, Kurtlar Vadisi Terör diye, sadece dört bölümden oluşan bir devam serisi çekti, tutmayınca da Kurtlar Vadisi Pusu oldu. Dizide verilen en önemli mesaj, derin devlete verilen infaz yetkisi; dizinin dört temel başrol oyuncusu, bir sürü cinayetten sonra, polise-savcıya  ifade bile vermiyor. Kurtlar Vadisi, 15 Temmuz öncesinde ucundan azıcıkta olsa, darbenin işaretini verdiği için sessizca sonlandı. Sonlanmamak için, Kurtlar Vadisi Darbe diye, çevir kazı yanmasın tarzı bir film yapıldı, o da başarısız oldu. Buna rağmen bu mafya dizileri-filmleri furyası devam etti.

Oysa Türkiye'nin ve dünyanın Sıkı Dostlar gibi, mafyayı,  bizzat içinde yaşayanların itirafları ile, tüm iğrençlikleriyle anlattığı dizi ve filmlere ihtiyaç var. Mafya denen yapı, öyle iğrentir ki, filmler çoğu kez tam olarak anlatamaz. Mesela meşhur Paplo Escobar, 10-12 yaşında kızlara düşkündü, kızları yarıştırır, güreştirir, sonuca göre cinsel ilişkiye girerdi. Bir garsonu, gümüş bir çatal çaldı diye, konukların gözü önünde, ellerini-kollarını bağlayarak suya attırmıştı. Pek çok mafya üyesi, küçük suçlarda çetelerini korur ama ciddi suçlarda hemen etkin pişmanlıktan yararlanırlar.

Araya bir de mafya komediler parantezi açmak istiyorum. Mafya üyeleri, filmlerdeki komik karakterler gibi aptal kişiler değildir. Onları kandırmanın bedelini çok kötü ödersiniz. Sadece kendi hayatınız değil, yakınlarınızın hayatı da tehlikeye atarsınız.

Ben bütün bu yapılanların bir plan olduğuna dair kafamda komplo teorileri var. Ülkemiz giderek çeteler ülkesi oluyor; Kolombiya, Venezüella, Meksika gibi çeteler ülkesine döndü. O kadar uzağa gitmeyelim.  Komşumuz İran, uyuştruucu çetelerle mücadelesinde, yer yer Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde kaybettiği (doksanlı yılların yüksek rakamları kadar) kan kaybediyor. Şu günlkerdeki sözde barış havası, bunun hazırlığıdır.

12 Eylül-Turgut Özal rejimi, sağ-sol çatışmasını bitiriyoruz, bitirdim diye, PKK terörünü, küçümseyerek büyütmüşler, böylece kendilerine meşruiyet sağlamışlardır. Şu anki rejim de benzerini yapmaktadır. Benim görüşüm bu yöndedir.

20 Kasım 2020 Cuma

ÇARPIŞMA VE DİĞER MAFYA DERİN DEVLET DİZİLERİ ÜZERİNE

 


Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi, gene uzun zamana yayıp, yaptım ama sonuna kadar yapamadım. Çarpışma dizisini, sırf Nihat Genç'in adını Ezel ile anması yüzünden, yer yer ilerleterek de olsa izledim.

Şimdi siz Simsons çizgi dizisinin kehanetlerinden bahsediyorsunuz ya, hah işte Ezel'i izlememişsiniz diyeceğim. Arada bir bazı videolar youtube trendlerine çıkıyor ve yeni şeyler keşfediyorsunuz. Mesela Ezel,  dövülerek öldürülen Ali İsmail KORKMAZ'ın yerine geçiyor, Ali İsmail de 19 yaşında (inanmıyorsanız izleyin). Dizi, Gezi olaylarından üç sene önce bitti. Dizide TEMMUZ adlı asker İstanbul boğazına KAFASI KESİLEREK ve vurularak ve belden yukarısı ÇIPLAK olarak atılıyor. Ramiz dayının DIŞARIDA MIYDIN sorusuna hayır İÇERİDEYDİM diye cevaplaması, gene Ramiz'in Kenan'a monolog olarak BEN SANA ÇOK KÖTÜLÜK ETTİM AMA SEN SAF KÖTÜLÜK olsun diye seslenmesi ve daha bir çok sahne var böyle. Dizinin senaryosu, müzikleri, çekim açıları, hepsi mükemmel.,

Oysa Çarpışma dizisi o kadar kötü, o kadar dandik ki, bir zaman sonra bu kadar dandik bir dizi, her biri iki saatlik 24 bölüm nasıl sürmüş diye merak ettim.

Aslında mafya dizileri, atası olan Deli Yürek dizisinden beri reytingsizliğe dayanıklıdır. O dizi tam bir buçuk yıl düşük reytingle devam etti, üstelik de üzerine yatırım alarak. Meşhur Kurtlar Vadisi, gene meşhur ilk 97 bölümlük serisi bittikten sonra Kurtlar Vadisi Terör diye bir seriye başlanmış ama dizi tutmayıp, ilk dört bölümde bitince, Kurtlar Vadisi Pusu diye yeni bir seriye başlanmıştı. Yani derin devlet- mafya dizilerinin kredileri bayağı yüksek.

Çarpışma,  senaryosunun zırvalığı ile bana Sağır Oda'yı hatırlattı. Gerçi o dizinin çoğu oyuncusu tanınmamış isimlerden oluşuyordu. Serdar Akar ve Soner Yalçın'da terk ettikten sonra dizide senarist değişmiş, helikopter uçurma, kamyonla gül dökme sahnelerini arabalı kovalamacalar, koşuşturmalar almıştı. Hatta dizinin sonuna doğru Mercedes ve Audi'lerin yerini Toyota ve Renoult'lar almış; yalıda oturan zengin aile önce çiftlik evine, sonra bir tekkeye sığınmıştı. Sonra da bunların hepsi bir rüyaydı manasında final yapılmıştı. Baş rol oyuncusu Orhan Kılıç daha sonra Zehirli Sarmaşık diye bir dizide oynadı, o da tumadı.

Çarpışmanın kadrosu ise devler kadrosu, Kıvanç Tatlıtuğ, Elçin Sangu, Melisa Aslı Pamuk,   Şebnem Dönmez, Ali Sürmeli,   Mustafa Uğurlu vesaire vesaire.. Oyunculuklar ise yerlerde, Onur Saylak haricinde Flash TV, Gerçek Kesit ya da ilkokul piyesi kıvamında. Bu haliyle bir de Seul'de gümüş ödülü almış. Bu kadroya rağmen reytinglerde yerlerde. İzlerken ne amaçla 24 bölüm yayımlanmış, Nihat Genç haklı olabilir mi diye düşündüm, kendimi Akıl Oyunları filmindeki şizofren matematik dehası John Nash gibi hissettim.

Senaryo ve yönetmenlerin de eski filmlerine baktım, Uluç Bayraktar, Ezel'in de yönetmeni ve bir çok başarılı dizisi-filmi var. Senarist Ali Aydın ise İstanbullu Gelin, Arka sokaklar gibi yüksek reytingli dizi ve filmlerde çalışmış. Oyuncuların her filmde aynı kaliteyi tutturamamaları kısmen anlaşılır zira sadece para için oynadıkları işlerine çok da özen göstermiyorlar. Bu dizide de 5. bölümden sonra Onur Saylak hariç hepsi piyese çıkan çocuklara dönmüş. Yönetmen ve senaristlerin işlerindeki kalite farkı da onların da yönlendirildiğini düşündürüyor.

Bu dizide saçmalıklar en başta diziye adını veren dört otomobilin  çarpışma sahnesi ile başlıyor, zira birbirinden lüks dört aracın hiç birinin hava yastığı açılmıyor. Sonra hastaneye gidiyorlar, dördü de aynı odada, perde ya da paravan olmadan tedavi ediliyorlar, hiç birinin de ameliyatlık durumu yok maşallah. Normalde acillerde aynı kazada yaralananlar ayrı odalarda ya da tek oda ise paravan konarak tedavi edilir ki, bir de acilde kavga çıkmasın.

Dizideki karakterlerinde maşallahı var. Mafya babası tarafından infaz edilip, kafalarına sıkılmadıkça, kolay kolay ölmüyorlar, bir kaç güne dimdik ayaktalar. Hele Kıvanç'ın oynadığı Kadir Adalı, izlediğim 13 bölüm boyunca 4 veya 5 kez vuruldu, yaralandı. Ayrıca dizideki karakterler polis, avukat, banka müdürü falan oldukları halde sahipsiz. Bir kere alayı yetimhanede büyümüş, hapse giriyorlar, hastanelik oluyorlar, yanlarına veya almaya kimse gelmiyor. Hiç mi dostunuz, dostu geçtim akrabanız yok? Banka şube müdürü, kendi bankasını soyuyor,  kendi yetim, kocasının akrabaları da gelmiyor. Böyle bir olay olsa, facebook arkadaşların bile hastaneye doluşur, bunlar hep tek.

Banka müdürü olarak 10 milyon  yuro, senin şubende ne arıyor? Ben otuz bin küsur dolar çekme ihtiyacı duydum, bir gün önceden haber vermem gerekti. Sen şube müdür olarak, sadece kasaya kasaya kilitlediğin gariban bir güvenlikçiyle, o kadar paraya yaklaşabiliyor musun? Diğer bir husus da ilk defa ben söyleyeyim.  On milyon yuro, yüz bin adet yüzlük yuro eder, her yüro 1 gramdan, yüz kilogram demektir  ki, Elçin Sangu gibi ufak tefek bir kadını bunu kaldırmaz. Filmde paraları yüzlük olarak görüyoruz, beş yüzlük olsa, yirmi kilo olması mantıklı. Kaldı ki bir banknotu 1 gram saymamız, dolar için geçerli, yurolar dizide anlatıldığı gibi oluşan kara para trafiğini zorlaştırmak için, değeri büyüdükçe, daha büyük kağıda basılıyor. Amerikan merkez bankasının bastığı dolarlar daha hafif olmakla beraber, gene böylesi trafiği zorlaştırmak adına, neredeyse iki yüz yıldır, yüzlükten daha büyük banknot basmıyor. Zira ne yaparsanız yapın, paranın kağıda dönüşmesi zorunlu.

Filmin diğer iğrenç tarafı da herkesin bir birine racon kesmesi, diklenmesi, kimsenin de geri vitesinin olmaması. Bir özür dile, biraz taviz ver yok, iyi ya da kötü tüm karakterler geri viteslerini söküp, atmışlar.

Nihat Genç'in iddialarını da pek anlamadım. İlk bölümde Kıvanç'ın giydiği 8 numaralı Sarıyer forması,  bir ara üstünü çıkarması ve yüzünde uzun  süre silinmeyen ve ara ara beliren yara izi ile Ezel dizisine bir gönderme gibiydi. Dizide Ezel'i hatırlatan tek şey, ilk beş bölüm boyunca Onur Saylak'ın Ezel dizisindeki Kerpeten Ali gibi konuşması. Hatta ilk an onu Barış Falay (Kerpeten Ali'yi oynayan) sandım. Daha sonra Onur Saylak, kerpeten Ali olmaktan çıkıp,  Veli Gevher karakterine dönüşüyor.

Sekiz'in Fetöcüler için ne önemi olabilir anlayamıyorum. Sekiz Artvin'in plakası ve Artvin'den önemli bir Fetöcü yetişmediği gibi, tamamına yakını Sünni olmasına rağmen Fetö'nün en zor ve en geç örgütlendiği il oldu. Mavi Beyaz ise, Sarıyerspor ile beraber, İzmirspor'un rengi, Erzurumspor'un değil.

Dizideki patlama sahnesi de detayları ile Ankara garı patlamasına benzetilmiş. O patlamada ilginçtir yüzden fazla insan öldü, hiç polis ölmedi. Oysa intihar saldırılarında asker ve polis, öncelikli hedeftir.

Diğer yandan dizi o kadar zırva ki, ne mesajı verilmiş anlamıyorsunuz. Bu zırva senaryoya, o kadar ünlü oyuncuları oynatmak bir yana, en ünlü Türk Rak şarkıları da müzik olarak kullanılmış.

Ben de bir zaman sonra sıkıldım. Dizi muhtemelen şiddet övgülü dizi serisinden biri. Bu seri, Deli Yürek'le başladı ve yazının başında da anlattığım gibi ilk bir buçuk sene ciddi bir reytingi olmadı. Ardından süper reytingli Kurtlar Vadisi ve Ezel geldi. Bu dizilerin çoğu ara ara reyting kaybı yaşasalar da, yatırım alarak yollarına devam ettiler.



Bu dizilerin amacını anlamak için öyle derin derin ayrıntılara boğulmaya gerek yoktur. En başta şiddeti ve derin devleti, sırf şiddet ve devlet oldukları için överler. Mesela meşhur ilk 97 bölümlük Kurtlar Vadisinde, Aslan Ustaoğlu (Akbey) (Hiram Abas; Abas, Arapça da aslan anlamına gelen onlarca kelimeden biridir. Hiram ise, masonların ata olarak kabul ettiği, Süleyman mabedini yapan Hiram ustadır. Vay be, bir zamanlar torununa Hiram adı verebilecek kadar cesur masonlar varmış.), baron Karahanlı ile neden mücadele etmektedir? Ne suç oranları düşmüş, ne de terör etkinliğini kaybetmiştir. Ezel dizisindeki dayı-Kenan çekişmesi de benzerdir. İkisi de kötüdür. İzleyicinin  Baron Karahanlı'ya karşı, Aslan-Polat ikilisini ya da Kenan'a karşı Ezel-Dayı ikilisini tutma sebebimiz, Kemal Sunal'ın Tosun Paşa filminde Tellioğulları'nın tarafını tutmamızla aynıdır. Oysa tüm hile ve üçkağıt Tellioğullarındadır.  Seferoğullarının erkekleri daha iri yarıdır ve Tellioğulları daha çok dayak yer, lakin tüm kumpasları kurup, ortalığı karıştıranlar onlardır. Tellioğullarını severiz çünkü sevilen ve tanınan oyuncular Tellioğullarındadır ve Seferoğullarının evini bile görmeyiz.

Bu dizilerin bir numaralı mesajı, terörü, mafyayı ya da suçu bitirmediği halde, derin devletin cinayetlerini ve kumpaslarını yüceltmesidir. Çünkü kameralar Polat'dan yana oldukça, seyirci de Polat ve adamlarının cinayetten aldığı hazzı alırız. Ezel'de dayının ve Ezel'in en büyük marifeti kumpas kurmasıdır.

Bu dizilerde insan öldürülürken hiç suçluluk hissedilmez, acı çekilmez, ben bunu neden öldürdüm ya da ne oldu da bu adam devlet düşmanı oldu, biz öldürdükçe bu illegal yapılar nasıl yeni insan kaynağı buluyor falan diye sorgulanmaz. Bu dizilerde devlet kutsal bir varlıktır. Hatta bir yerde Abdülhey adlı karakter bunu doğrudan söylüyor. Bu dizilerdeki devlet, her sene yüzlerce kurban isteyen Aztek-Maya devletine benziyor. Tek farkları, insanları öldürme şekilleri.

Bu diziler sadece şiddeti değil, kumpasları, ayak oyunlarını da yüceltiyor. Pek çoğunda  çocuk kaçırıp, sonra babasına (Ezel'de dedesine, sekiz Ramiz'in torunuydu) düşman etme var.  Öykünün orijinali İran mitolojisinde Zal oğlu Rüstem'in oğlu Şorap'ın, şeytan Afrasiyab  tarafından yetiştirilip, babası ile dövüştürülmesidir. Aslına tarikatlar ve pek çok kurum, öğrenci yurtları, Kuran kursları ve benzeri kurumlar aracılığı ile bunu yapıyor, o da ayrı.

Bu dizilerde, özellikle Kurtlar Vadisinde pek çok açık mesajlar var. En basitinden Kurtlar V adisi Pusu, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünü bir hafta öncesinde açık açık ilan etmişti. 15 Temmuzdan önce Polat Alemdar, kocaman bir Erdoğan yazılı mezar taşı önünde poz vermişti. Dizinin ilk bölümlerinde doksan yıllık zulüm bitecek demişti Hiram Abas.



15 Temmuz ve internet dizileri, gençliği bu dizilerden uzaklaştırdı ama bu diziler,  bir kaç nesli (eğitimde 5 yıl bir nesildir) mahvetti. Derin Devlet bu dizilerle kendisini akladı, demokrasiye, insan haklarına, sosyal eşitliğe inancı sarstı.

Şu an satılan normal ekmek, 1940'lı yıllarda karne ile satılan palamut unlu ekmekten bile daha çok sağlığa zararlı ve 1980'e göre üçte bir daha küçük. Eski Yeşilçam filmlerine bakın, ekmekler ne kadar büyük. Giderek fakirleşiyoruz, gençler Avrupa'da garsonluk hayali kuruyor ve bütün bunlara karşı çıkmaya bile cesaret edemiyor, bütün bunlar kim ve neler olduğunu bilmediğimiz çeteler yüzünden oldu.

Şiddeti ve çeteciliği hayatımızdan çıkarmalı ve böylesi dizilerin zihindeki pisliğini temizlemek için çalışmalıyız.