ezel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ezel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Haziran 2026 Perşembe

THE TRUMAN SHOW FİLMİ VE İKTİDAR

 


1998 yapımı bu filmle ilgili yazı yazmayı hep erteliyordum. 2026 Haziranında olan iki olay, artık daha fazla ertelemem gerektiğini bana hatırlattı. Biri tahmin edeceğiniz üzere Dilan Polat ailesinin koruması ve akrabası Can Polat'a yapılan suikast; diğeri de  Rahmi Koç'un gafı. Bu film, internet çağının başında, internet toplumunu anlatmakla beraber, filmde internet yok. 1998'de sokaklar internet kafelerle doluydu. Pek çok evde internet vardı ama biraz lükstü ve yavaştı. ADSL yavaş yavaş yayılıyordu ve yayıldıkça kaset-cd satışları azalıyordu. Kaset dünyasını ilk vuran, ful albüm MP3 CD'leri oldu.  O zamanlar internetin birincil  amacı şarkı indirmek, ikincil amacı kız arkadaş bulmaktı. Gene Truman Show'da, SMS ile oy verme, ödeme yok. O yıllarda pek çok TV-Radyo kanalının en büyük geliriydi. Sanki senaryo, çok önce yazılmış, geç film yapılmış gibi. O yıllarda reality show denen programlar zaten modaydı. Türkiye'de BBG evidi denen Big Brother, yanılmıyorsam Amerika'da zaten başlamıştı.

Truman Show'un bir kaç yönü var. İlki Truman ve yalan dünyası, bu dünyada gökyüzü aslında kocamani plastik bir ekran ve örtü. Sahtelik bununla sınırlı değil, herkes mutlu, aptalca bile sayılacak kadar mutlu. Reklam filmlerinde görülen bir gülümseme ve duygusallık var herkeste. Truman adı da İngilizce True-man; gerçek adam ya da gerçek insan kelimesinden türetilmiş.  Sadece o gerçek ver geri kalan herkes sahte. Şimdiki fenomen yada infulucer denen internet şöhretleri ise sahte, etraflarındaki insanlar da çoğu kez sahte. Kimse evinin içinde tamamen makyajlı da da türbanlı dolaşmaz, fenomenlerin evi asla dağınık, kir pas içinde olmaz. Yakın akraban ve koruman öldürülmüşken, acil durum numaralarını (artık hepsi 112'de toplandı) ararsın, abonelere özel, filtlerli video çekmezsin. Baban ölmüşken, sosyal medyaya canım babam göndersini atmamalı, en azından acını biraz kendi içinde yaşamalısın. Peşinde ülkenin en acımasız çetelerinden biri varken, tatil yaptığın otelin yer bildiğimi yapmamalısın. Olayın içinde tek gerçek, dört kız çocuğu bir babanın ölümü.

Katili ele alalı , bu  cinayeti yüz bin Türk lirası için bu cinayeti işlemiş, ailenin yerini öğrenince, ailenin hasmı çeteye kendi ulaşmış. 2026 Haziran ayı itibarıyla bu para ile ikinci el bir aile arabası alamadığınız gibi, bazı lüks arabaların  yıllık vergisini ve sigortasını da ödeyemiyorsunuz. Yüz bin dolar, yuro falan deseniz bile, elli ile çarpsak kaba bir ortalama ile genen 2026 haziran kurları ele alınarak, beş milyon lira eder ki, ortalama bir ev alınacak para eder. Yüz bine adam öldürüyorsun, öldürmeye talip oluyorsun; peki düşünmüyor musun ki katlettiğim insanın yakınları da iki yüz bin verir, beni öldürtür? Siz izlediniz Kurtlar Vadisi ve benzeri mafyatik filmlerde takır takır adam öldürülmesine, katiller hiç bir şey olmamasına, katillerin hiç vicdan azabı çekmemesine. Geçenlerde sosyal medyada, yeni bitirilen bir derin devlet-mafya dizisinden bir kesit  izledim; olayın kahramanı girdiği mekanda on kişiyi kurşunlayarak öldürüyor, sonra elini kolunu sallayıp, gidiyor. Kazara bir kümese girsen ve on tane civciv ezsen, kümes sahibi, civcivlerin parasını almadan seni bırakmaz. Dizilerde hayat ucuz çünkü figüran yevmiyesi düşük. Buna karşın lüks arabalara hiç bir şey olmuyor, uzaktan bomba ile (bilgisayar efekti) patlatılıyorlar bazen. Buna kaşın kurşunla delinmiyorlar, camları patlatılmıyor, tamponları düşmüyor. Bu arabaların pek çoğu, çekimden sonra filmde kullanılmıştır diye daha pahalıya satılıyor. Kurtlar Vadisi, hatta daha öncesinde Deli Yürek'den beri bu tür dizileri izleyen nesiller, insan öldürmeyi çok kolay bir şey olarak görüyor.Hapishaneler kalabalık değil, herkese bolca yer ve özel alan var, pek çok iş hapishanelerde görülüyor. Bu diziler hapishaneleri, bir macera ve oyun alanları gibi gösteriyor.

Filmde, Truman ve etrafındakilerin kullandığı eşyaları, izleyiciler üzerinde de görüyoruz. Dizilerin en büyük gücü özendirme ve normalleştirmedir. Dizilerin en büyük gelir kaynağı, ürün yerleştirmelerdir. Truman Show'da reklam arası yok, sadece ürün yerleştirme var.

Rahmi Koç'un gafı olayına gelelim. Artık hepimiz, birilerinin kamera kadrajındayız. Yıllar önce, galiba seksenlerde, daha özel televizyonlar yokken TRT, kazara mecliste uyuyan bir millet vekilinin görüntülerini yayımlamış, ardından da kıyametler kopmuştu. Sonrasında galiba TRT2de çok kişi işten atılmıştı. Şimdi ise bu işler çok olağan, çünkü herkeste kamera var. Hepimiz başka Truman Showlarla, her şeyden habersiz gerçek kişileriz. Kürt kadınlarına hakaret eden ülkenin en zengin adamı olunca, en sağdan, en sola kadar herkes onu savunmaya geçti. Ya espiriye gülenler, üç gün sonra anlamadım diyen poltikacı dışında, espiriye gülen başkaları da vardı. Onlarda mı anlamamıştı. Gerek Alevilere, gerek Kürtlere karşı yapılan bu ayrımcı-hor görücü dilin ardında gizli bir faşizm ve nefret vardır. Ülkemizde Alevi kökenli vali-kaymakam yoktur. Eskiden tek tük oluyordu, hatta Aqp'nin ilk yıllarında da yok denecek kadar azdı, şimdi sahiden hiç yok. Sadece vali-kaymakam değil, general ya da birinci sınıf polis amiri de yok. Susurlukta, Abdullah Çatlı'nın yanında ölen, Hüseyin Kocadağ gibi karanlık tipler oluyordu, şimdi o da yok. Aleviyi geçtim, Kürtte çok az, üst düzey büroktaside. Hadi devlette yok, devlet faşist; TÜSİAD 'da da yok ya da yok denecek kadar az. TÜSİAD'ın içinde Yahudi çok ama Kürt, Alevi ve Roman yok. İktidar partisinin bakanlarının üçte biri Kürt amam son başbakan bu espiriye gülüyor, yani onlar da devletin makbul Kürtleri ve çözüm süreci de her an patlayacak ve herkesin iğneyi batıran biz olmayalım dediği bir balon. TÜSİAD üyesi holdinglerin, özellikle Koç'un resmi bayramlar ve 10 Kasımlardaki Atatürk reklamlarına falan kanmayın. Hepsi de tarikatların ve Ülkü ocaklarının önemli finansörleridir. 12 Eylül'ün tüm işçi örgütlerini kapatması ve ezmesi; buna karşın TÜSİAD'ı el üstünde tutması, hatta TÜSİAD'ın, 1983 Anayasasının kuruluşuna danışmanlık etmesi (oylamaya katılan halkın çoğu Anayasayı hiç okumamıştı, yayınlanması yasaktı hatta) bunun en ciddi delilidir. Derin devlet dediğimiz şey TÜSİAD'dır ve onun kollanmasıdır. TÜSİAD üyeleri solculardan, Alevilerden, Kürtlerden ve Alevilerden nefret eder ve Rahmi Koç'un sözleri de bu nefretin dışa vurumudur. Koç ailesinin şu anki iktidarla da arası iyidir ve Gazi üniversitesinin ikiye bölünüp, diğer yarısnın Hacı Bayram Veli üniversitesi olması da bunun delilidir zira Koç ailesinin ataları (en azından kendi iddialarına göre ) Hacı Bayram Veli'nin soyundandır. İsteyen, istediği gibi savunsun, bu olayı Thomas Mann'ın Buddenbrook ailesinin sonunun başlangıcına benzetmekteyim.Roman aşırı yavaş gelişiyor. Bu aile, 19.yy sonu, 20.yy başında, kuzey Almanya'da zengin bir burjuva ailesidir, işleri yolundadır. Halk gösterisi  sırasında diğer tüm burjuvalar kaçışırken, büyükbaba Buddenbrook, kalabalığı bir kaç aşağılayıcı lafı ile dağıtır, bir çeşit kahraman olur. Fakat sonrasında ailenin işleri yavaş yavaş ters gider, o kadar yavaş ki sayfalar alır. Sonuçta Koç'da 95-96 yaşında bazı şeylerin sonunu getirdi. (Bu aptal fıkraya gülenlerin de) Rahmi bey, kendi çok temizmiş gibi, Kürtlere laf ediyor. Elli senen önce karın, üç oğlunu ve seni terk edip, Haldun Simavi'ye kaçarken, Haldun, mnce sen söndür, dedi.

Son olarak Truman Show'de tanrı gibi kubbenin üstünde oturan ve Truman'ın, yani gerçek insanın etrafındaki her şeyi yöneten yönetmeni anlatalım.Truman'ı, yapay dünyadan çıkmaması için korkutuyor. Diktatörler, krallarİ tarih boyunca insanları korkutarak yönetti. Sümerler bile yerli halkakendilerinin gökten inen Anunankiler olduklarını, kutsal varlıklar olduklarını söylüyorlardı. Oysa kendileri, insan olduklarını gayet iyi biliyorlardı. Antik Mısır'ın Amon rahipleri, hareket eden heykellerin sırlarını kendi nesillerine aktarıyorlardı. Truman Show'daki yapay dünyayı, Platon'un mağara benzetmesi ile de yapılandırabiliriz. Bu mağara, Yunan tarihçilerine göre muhtemelen Platon'un sahip olduğu tuz madeninde çalışan kölelerle ilgiliydi. Pek çok insan bilmez ama Platon, dünya tarihinin en zengin on filozofu listesi yapılsa, bu listeye çok rahat girebilecek biriydi. Atina şehir devletinde, albay rütbesinde bir subay, zeytinlikleri, madenleri ve Atina'nın kolonilerinde mülkleri olan biriydi. Atina'da polis-jandarma bile köleydi, mülkiyeti devlete ait, sadece kendi subaylarına itaat eden. özel bir köle sınıfıydı. Bu devasa köle yığını sadece sopa ile, tehdit ile, ölüm ile yola gelmiyordu, onları ikna etmek de şarttı. Kölelerin arasında her zaman efendilerin iş birlikçileri (Komprador-uşak) olmuştur. Bu yüzden ideal devletinde emekçi sınıfa okuma yazma ve savaş bilgisini yasaklar; onlara sadece iş yapacak el becerisi öğretilmesinden yanadır. Çizdiği Atlantis ütopyası, sadece üst sınıflar için cennettir ve alt sınıflar bunu bilmemelidir. Platon'un öğrencisi Aristo, köle alettir der. Köleler olmasa kim bez dokuyacak, duvar örecek. Bunları da biz yaparsak, ne zaman felsefe yapacağız der. Bunun için kölelerin algılarını da yönetmeli, liderlerini de satın almalıdır iktidar sahipleri.

17 Aralık 2013'den beri ülkemizin siyaseti, Ezel dizisi senaryosu gibi ters köşelerle dolu olmaya başladı. Bir sabah iktidar cenahında, et tırnaktan ayrıldı, ayrıntısını yazmama gerek yok. Bu dizi, en iyi dizi olmasa bile en ters köşe diziydi, kimin, ne zaman taraf değiştireceği belli olmuyordu. 7 Haziran 2015'den beri Türkiye'de siyasetin hali tam olarak budur. Bu günün gecesinde, Bahçeli'nin ani taraf değiştirmesinden sonra Reis ve Aqp iktidarı yoktur. 1950'den bu yana Türkiye'de iktidarda olan sağcı güruhun iktidarını koruma çabası için kurulmuş ve ha bire kalabalıklaşan ama güçlenemeyen bir iktidar bloğu. Bu blog sadece partilerden oluşmuyor. Tarikatlar, burjuvalar, yıllardır muhalif-solcusandığımız pek çok aydın, sağın toptan yıkılmasına karşı desteğe koşuyor. Yılmaz Özdil, Nihat Genç ve daha nice muhafazakar yazar-çizer; sistemin toptan göçmeden, iktidarın değişmesi için çare yoksa, iktidarı korumaktan yana.

Filmin sonunda Truman, gerçeği fark ediyor ve kafesinden çıkıyor; onu kafesin konforuna davet eden yönetmenle alay ediyor. Ezel dizisinde de hem Kenan Birkan, hem Ramiz Karaeski, hem de Ezel (Bence dizideki ana karakterlerin tamamına yakını kötü adamdı.) kaybetmişti. Çünkü insanların aklı vardır ve kurulan oyunu eninde sonunda sezer, Truman'ın, yani gerçek insanın kapatıldığı hayal kafesini parçalar.

19 Ekim 2025 Pazar

SIKI DOSTLAR FİLMİ VE MAFYA ÖVGÜSÜ FİLMLERİ

 


Ülkemizde hızla artan çeteler karşısında, 1990 yapımı Sıkı Dostlar filminden bahsetmem gerektiğine karar verdim. Suç dünyası, her zaman sanatın ilgisini çekmiştir. Sanatçıları sık sık bu çeteleri, halk kahramanı olarak, çoğu kez de para karşılığında övmüştür. Mesela şöyle bir türkü vardır:

Aydın dağını oydular/İçine de mavzer koydular/Yörük de Alinin adını/ Hazreti Ali koydular

Oysa Yörük Ali Efe, Alevi değildir, bu türkünün de amacı, Yörük Ali'nin çetesine, Alevi köylerinden kızan toplamaktır. Pek çok türküde, öyküde, haydutlar birer kahraman olark görülür. Bunun bir sebebi, haydutların ozanlara, hikayecilere para yağdrıması, bir sebebi de devlet otoritesinin çöküşüyle, halkın adalet ve sığınacak bir güç arayışıdır. Diğer yandan, babamın evi uzakta olsa, övünmesi kolay olsa misali, tarihte adı geçen korsanları yada eşkiyaları romantize etmek kolaydır. İngiltere başta olmak üzere Avrupa kıyılarını yağmalayn Vikingleri veya Karaib denizi korsanlarını romantize etmek kolaydır. Tuvalet terlikli, dünya ekonomisini bunalıma sokan Somalili korsanları romantize etmek zordur.

Ülkemizde çeyrek asırdan fazladır medya tarafından yapılan bilinçli bir mafya övgüsü var. Başlangıcı 1998'den itibaren yayımlanan Deli Yürek dizisiyle başlıyor. Bu dizi ilk bir buçuk yılında, reytingleri düşük de olsa, yatırım almaya devam ediyor. Oysa pek çok güzel program, azıcık reytingi düşse, yayından kaldırılıyor. Deli Yürek dizisi, toplumu istenildiği gibi yönlendirmeye yetmeyince, büyük hazırlıklarla meşhur Kurtlar Vadisi yapıldı. Dizinin efsane olması boşuna değil; başrol oyuncusu Necaati Şaşmaz harici kadro, tecrübeli ve başarılı oyuncular kadrosundan oluştuldu. Yıldız olmayan pek çok oyuncu,  Devlet Tiyatrolarının deneyimli oyuncularıydı.

Bütün bu mafya övgülerinin temel sebebi, çetelere eleman bulunmasını kolaylaştırmak, insanları çetelere karşı, bakın ardında derin devlet var diye korkutmaktır. Hiç kimse sebebi reytingler, halk bunu istiyor, demesin. Kurtlar Vadisi bile, meşhur ilk 97 bölümü bittikten sonra, Kurtlar Vadisi Terör diye, sadece dört bölümden oluşan bir devam serisi çekti, tutmayınca da Kurtlar Vadisi Pusu oldu. Dizide verilen en önemli mesaj, derin devlete verilen infaz yetkisi; dizinin dört temel başrol oyuncusu, bir sürü cinayetten sonra, polise-savcıya  ifade bile vermiyor. Kurtlar Vadisi, 15 Temmuz öncesinde ucundan azıcıkta olsa, darbenin işaretini verdiği için sessizca sonlandı. Sonlanmamak için, Kurtlar Vadisi Darbe diye, çevir kazı yanmasın tarzı bir film yapıldı, o da başarısız oldu. Buna rağmen bu mafya dizileri-filmleri furyası devam etti.

Oysa Türkiye'nin ve dünyanın Sıkı Dostlar gibi, mafyayı,  bizzat içinde yaşayanların itirafları ile, tüm iğrençlikleriyle anlattığı dizi ve filmlere ihtiyaç var. Mafya denen yapı, öyle iğrentir ki, filmler çoğu kez tam olarak anlatamaz. Mesela meşhur Paplo Escobar, 10-12 yaşında kızlara düşkündü, kızları yarıştırır, güreştirir, sonuca göre cinsel ilişkiye girerdi. Bir garsonu, gümüş bir çatal çaldı diye, konukların gözü önünde, ellerini-kollarını bağlayarak suya attırmıştı. Pek çok mafya üyesi, küçük suçlarda çetelerini korur ama ciddi suçlarda hemen etkin pişmanlıktan yararlanırlar.

Araya bir de mafya komediler parantezi açmak istiyorum. Mafya üyeleri, filmlerdeki komik karakterler gibi aptal kişiler değildir. Onları kandırmanın bedelini çok kötü ödersiniz. Sadece kendi hayatınız değil, yakınlarınızın hayatı da tehlikeye atarsınız.

Ben bütün bu yapılanların bir plan olduğuna dair kafamda komplo teorileri var. Ülkemiz giderek çeteler ülkesi oluyor; Kolombiya, Venezüella, Meksika gibi çeteler ülkesine döndü. O kadar uzağa gitmeyelim.  Komşumuz İran, uyuştruucu çetelerle mücadelesinde, yer yer Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde kaybettiği (doksanlı yılların yüksek rakamları kadar) kan kaybediyor. Şu günlkerdeki sözde barış havası, bunun hazırlığıdır.

12 Eylül-Turgut Özal rejimi, sağ-sol çatışmasını bitiriyoruz, bitirdim diye, PKK terörünü, küçümseyerek büyütmüşler, böylece kendilerine meşruiyet sağlamışlardır. Şu anki rejim de benzerini yapmaktadır. Benim görüşüm bu yöndedir.

20 Kasım 2020 Cuma

ÇARPIŞMA VE DİĞER MAFYA DERİN DEVLET DİZİLERİ ÜZERİNE

 


Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi, gene uzun zamana yayıp, yaptım ama sonuna kadar yapamadım. Çarpışma dizisini, sırf Nihat Genç'in adını Ezel ile anması yüzünden, yer yer ilerleterek de olsa izledim.

Şimdi siz Simsons çizgi dizisinin kehanetlerinden bahsediyorsunuz ya, hah işte Ezel'i izlememişsiniz diyeceğim. Arada bir bazı videolar youtube trendlerine çıkıyor ve yeni şeyler keşfediyorsunuz. Mesela Ezel,  dövülerek öldürülen Ali İsmail KORKMAZ'ın yerine geçiyor, Ali İsmail de 19 yaşında (inanmıyorsanız izleyin). Dizi, Gezi olaylarından üç sene önce bitti. Dizide TEMMUZ adlı asker İstanbul boğazına KAFASI KESİLEREK ve vurularak ve belden yukarısı ÇIPLAK olarak atılıyor. Ramiz dayının DIŞARIDA MIYDIN sorusuna hayır İÇERİDEYDİM diye cevaplaması, gene Ramiz'in Kenan'a monolog olarak BEN SANA ÇOK KÖTÜLÜK ETTİM AMA SEN SAF KÖTÜLÜK olsun diye seslenmesi ve daha bir çok sahne var böyle. Dizinin senaryosu, müzikleri, çekim açıları, hepsi mükemmel.,

Oysa Çarpışma dizisi o kadar kötü, o kadar dandik ki, bir zaman sonra bu kadar dandik bir dizi, her biri iki saatlik 24 bölüm nasıl sürmüş diye merak ettim.

Aslında mafya dizileri, atası olan Deli Yürek dizisinden beri reytingsizliğe dayanıklıdır. O dizi tam bir buçuk yıl düşük reytingle devam etti, üstelik de üzerine yatırım alarak. Meşhur Kurtlar Vadisi, gene meşhur ilk 97 bölümlük serisi bittikten sonra Kurtlar Vadisi Terör diye bir seriye başlanmış ama dizi tutmayıp, ilk dört bölümde bitince, Kurtlar Vadisi Pusu diye yeni bir seriye başlanmıştı. Yani derin devlet- mafya dizilerinin kredileri bayağı yüksek.

Çarpışma,  senaryosunun zırvalığı ile bana Sağır Oda'yı hatırlattı. Gerçi o dizinin çoğu oyuncusu tanınmamış isimlerden oluşuyordu. Serdar Akar ve Soner Yalçın'da terk ettikten sonra dizide senarist değişmiş, helikopter uçurma, kamyonla gül dökme sahnelerini arabalı kovalamacalar, koşuşturmalar almıştı. Hatta dizinin sonuna doğru Mercedes ve Audi'lerin yerini Toyota ve Renoult'lar almış; yalıda oturan zengin aile önce çiftlik evine, sonra bir tekkeye sığınmıştı. Sonra da bunların hepsi bir rüyaydı manasında final yapılmıştı. Baş rol oyuncusu Orhan Kılıç daha sonra Zehirli Sarmaşık diye bir dizide oynadı, o da tumadı.

Çarpışmanın kadrosu ise devler kadrosu, Kıvanç Tatlıtuğ, Elçin Sangu, Melisa Aslı Pamuk,   Şebnem Dönmez, Ali Sürmeli,   Mustafa Uğurlu vesaire vesaire.. Oyunculuklar ise yerlerde, Onur Saylak haricinde Flash TV, Gerçek Kesit ya da ilkokul piyesi kıvamında. Bu haliyle bir de Seul'de gümüş ödülü almış. Bu kadroya rağmen reytinglerde yerlerde. İzlerken ne amaçla 24 bölüm yayımlanmış, Nihat Genç haklı olabilir mi diye düşündüm, kendimi Akıl Oyunları filmindeki şizofren matematik dehası John Nash gibi hissettim.

Senaryo ve yönetmenlerin de eski filmlerine baktım, Uluç Bayraktar, Ezel'in de yönetmeni ve bir çok başarılı dizisi-filmi var. Senarist Ali Aydın ise İstanbullu Gelin, Arka sokaklar gibi yüksek reytingli dizi ve filmlerde çalışmış. Oyuncuların her filmde aynı kaliteyi tutturamamaları kısmen anlaşılır zira sadece para için oynadıkları işlerine çok da özen göstermiyorlar. Bu dizide de 5. bölümden sonra Onur Saylak hariç hepsi piyese çıkan çocuklara dönmüş. Yönetmen ve senaristlerin işlerindeki kalite farkı da onların da yönlendirildiğini düşündürüyor.

Bu dizide saçmalıklar en başta diziye adını veren dört otomobilin  çarpışma sahnesi ile başlıyor, zira birbirinden lüks dört aracın hiç birinin hava yastığı açılmıyor. Sonra hastaneye gidiyorlar, dördü de aynı odada, perde ya da paravan olmadan tedavi ediliyorlar, hiç birinin de ameliyatlık durumu yok maşallah. Normalde acillerde aynı kazada yaralananlar ayrı odalarda ya da tek oda ise paravan konarak tedavi edilir ki, bir de acilde kavga çıkmasın.

Dizideki karakterlerinde maşallahı var. Mafya babası tarafından infaz edilip, kafalarına sıkılmadıkça, kolay kolay ölmüyorlar, bir kaç güne dimdik ayaktalar. Hele Kıvanç'ın oynadığı Kadir Adalı, izlediğim 13 bölüm boyunca 4 veya 5 kez vuruldu, yaralandı. Ayrıca dizideki karakterler polis, avukat, banka müdürü falan oldukları halde sahipsiz. Bir kere alayı yetimhanede büyümüş, hapse giriyorlar, hastanelik oluyorlar, yanlarına veya almaya kimse gelmiyor. Hiç mi dostunuz, dostu geçtim akrabanız yok? Banka şube müdürü, kendi bankasını soyuyor,  kendi yetim, kocasının akrabaları da gelmiyor. Böyle bir olay olsa, facebook arkadaşların bile hastaneye doluşur, bunlar hep tek.

Banka müdürü olarak 10 milyon  yuro, senin şubende ne arıyor? Ben otuz bin küsur dolar çekme ihtiyacı duydum, bir gün önceden haber vermem gerekti. Sen şube müdür olarak, sadece kasaya kasaya kilitlediğin gariban bir güvenlikçiyle, o kadar paraya yaklaşabiliyor musun? Diğer bir husus da ilk defa ben söyleyeyim.  On milyon yuro, yüz bin adet yüzlük yuro eder, her yüro 1 gramdan, yüz kilogram demektir  ki, Elçin Sangu gibi ufak tefek bir kadını bunu kaldırmaz. Filmde paraları yüzlük olarak görüyoruz, beş yüzlük olsa, yirmi kilo olması mantıklı. Kaldı ki bir banknotu 1 gram saymamız, dolar için geçerli, yurolar dizide anlatıldığı gibi oluşan kara para trafiğini zorlaştırmak için, değeri büyüdükçe, daha büyük kağıda basılıyor. Amerikan merkez bankasının bastığı dolarlar daha hafif olmakla beraber, gene böylesi trafiği zorlaştırmak adına, neredeyse iki yüz yıldır, yüzlükten daha büyük banknot basmıyor. Zira ne yaparsanız yapın, paranın kağıda dönüşmesi zorunlu.

Filmin diğer iğrenç tarafı da herkesin bir birine racon kesmesi, diklenmesi, kimsenin de geri vitesinin olmaması. Bir özür dile, biraz taviz ver yok, iyi ya da kötü tüm karakterler geri viteslerini söküp, atmışlar.

Nihat Genç'in iddialarını da pek anlamadım. İlk bölümde Kıvanç'ın giydiği 8 numaralı Sarıyer forması,  bir ara üstünü çıkarması ve yüzünde uzun  süre silinmeyen ve ara ara beliren yara izi ile Ezel dizisine bir gönderme gibiydi. Dizide Ezel'i hatırlatan tek şey, ilk beş bölüm boyunca Onur Saylak'ın Ezel dizisindeki Kerpeten Ali gibi konuşması. Hatta ilk an onu Barış Falay (Kerpeten Ali'yi oynayan) sandım. Daha sonra Onur Saylak, kerpeten Ali olmaktan çıkıp,  Veli Gevher karakterine dönüşüyor.

Sekiz'in Fetöcüler için ne önemi olabilir anlayamıyorum. Sekiz Artvin'in plakası ve Artvin'den önemli bir Fetöcü yetişmediği gibi, tamamına yakını Sünni olmasına rağmen Fetö'nün en zor ve en geç örgütlendiği il oldu. Mavi Beyaz ise, Sarıyerspor ile beraber, İzmirspor'un rengi, Erzurumspor'un değil.

Dizideki patlama sahnesi de detayları ile Ankara garı patlamasına benzetilmiş. O patlamada ilginçtir yüzden fazla insan öldü, hiç polis ölmedi. Oysa intihar saldırılarında asker ve polis, öncelikli hedeftir.

Diğer yandan dizi o kadar zırva ki, ne mesajı verilmiş anlamıyorsunuz. Bu zırva senaryoya, o kadar ünlü oyuncuları oynatmak bir yana, en ünlü Türk Rak şarkıları da müzik olarak kullanılmış.

Ben de bir zaman sonra sıkıldım. Dizi muhtemelen şiddet övgülü dizi serisinden biri. Bu seri, Deli Yürek'le başladı ve yazının başında da anlattığım gibi ilk bir buçuk sene ciddi bir reytingi olmadı. Ardından süper reytingli Kurtlar Vadisi ve Ezel geldi. Bu dizilerin çoğu ara ara reyting kaybı yaşasalar da, yatırım alarak yollarına devam ettiler.



Bu dizilerin amacını anlamak için öyle derin derin ayrıntılara boğulmaya gerek yoktur. En başta şiddeti ve derin devleti, sırf şiddet ve devlet oldukları için överler. Mesela meşhur ilk 97 bölümlük Kurtlar Vadisinde, Aslan Ustaoğlu (Akbey) (Hiram Abas; Abas, Arapça da aslan anlamına gelen onlarca kelimeden biridir. Hiram ise, masonların ata olarak kabul ettiği, Süleyman mabedini yapan Hiram ustadır. Vay be, bir zamanlar torununa Hiram adı verebilecek kadar cesur masonlar varmış.), baron Karahanlı ile neden mücadele etmektedir? Ne suç oranları düşmüş, ne de terör etkinliğini kaybetmiştir. Ezel dizisindeki dayı-Kenan çekişmesi de benzerdir. İkisi de kötüdür. İzleyicinin  Baron Karahanlı'ya karşı, Aslan-Polat ikilisini ya da Kenan'a karşı Ezel-Dayı ikilisini tutma sebebimiz, Kemal Sunal'ın Tosun Paşa filminde Tellioğulları'nın tarafını tutmamızla aynıdır. Oysa tüm hile ve üçkağıt Tellioğullarındadır.  Seferoğullarının erkekleri daha iri yarıdır ve Tellioğulları daha çok dayak yer, lakin tüm kumpasları kurup, ortalığı karıştıranlar onlardır. Tellioğullarını severiz çünkü sevilen ve tanınan oyuncular Tellioğullarındadır ve Seferoğullarının evini bile görmeyiz.

Bu dizilerin bir numaralı mesajı, terörü, mafyayı ya da suçu bitirmediği halde, derin devletin cinayetlerini ve kumpaslarını yüceltmesidir. Çünkü kameralar Polat'dan yana oldukça, seyirci de Polat ve adamlarının cinayetten aldığı hazzı alırız. Ezel'de dayının ve Ezel'in en büyük marifeti kumpas kurmasıdır.

Bu dizilerde insan öldürülürken hiç suçluluk hissedilmez, acı çekilmez, ben bunu neden öldürdüm ya da ne oldu da bu adam devlet düşmanı oldu, biz öldürdükçe bu illegal yapılar nasıl yeni insan kaynağı buluyor falan diye sorgulanmaz. Bu dizilerde devlet kutsal bir varlıktır. Hatta bir yerde Abdülhey adlı karakter bunu doğrudan söylüyor. Bu dizilerdeki devlet, her sene yüzlerce kurban isteyen Aztek-Maya devletine benziyor. Tek farkları, insanları öldürme şekilleri.

Bu diziler sadece şiddeti değil, kumpasları, ayak oyunlarını da yüceltiyor. Pek çoğunda  çocuk kaçırıp, sonra babasına (Ezel'de dedesine, sekiz Ramiz'in torunuydu) düşman etme var.  Öykünün orijinali İran mitolojisinde Zal oğlu Rüstem'in oğlu Şorap'ın, şeytan Afrasiyab  tarafından yetiştirilip, babası ile dövüştürülmesidir. Aslına tarikatlar ve pek çok kurum, öğrenci yurtları, Kuran kursları ve benzeri kurumlar aracılığı ile bunu yapıyor, o da ayrı.

Bu dizilerde, özellikle Kurtlar Vadisinde pek çok açık mesajlar var. En basitinden Kurtlar V adisi Pusu, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünü bir hafta öncesinde açık açık ilan etmişti. 15 Temmuzdan önce Polat Alemdar, kocaman bir Erdoğan yazılı mezar taşı önünde poz vermişti. Dizinin ilk bölümlerinde doksan yıllık zulüm bitecek demişti Hiram Abas.



15 Temmuz ve internet dizileri, gençliği bu dizilerden uzaklaştırdı ama bu diziler,  bir kaç nesli (eğitimde 5 yıl bir nesildir) mahvetti. Derin Devlet bu dizilerle kendisini akladı, demokrasiye, insan haklarına, sosyal eşitliğe inancı sarstı.

Şu an satılan normal ekmek, 1940'lı yıllarda karne ile satılan palamut unlu ekmekten bile daha çok sağlığa zararlı ve 1980'e göre üçte bir daha küçük. Eski Yeşilçam filmlerine bakın, ekmekler ne kadar büyük. Giderek fakirleşiyoruz, gençler Avrupa'da garsonluk hayali kuruyor ve bütün bunlara karşı çıkmaya bile cesaret edemiyor, bütün bunlar kim ve neler olduğunu bilmediğimiz çeteler yüzünden oldu.

Şiddeti ve çeteciliği hayatımızdan çıkarmalı ve böylesi dizilerin zihindeki pisliğini temizlemek için çalışmalıyız.