5 Eylül 2019 Perşembe

DİNSİZLİK TÜRLERİ 5-HOMOSEKSÜEL DİNSİZLİĞİ

homoseksüel dinsizliği ile ilgili görsel sonucu
Büşra Şanay'ın ensesti anlattığı Kardeşini Doğurmak kitabında, uzmanın biri ensest ile ilgili şu tanımı yapmakta: Ensest yasağı da, ensest tabusu da tüm insalıkta evrensel. Aynı şeyi homoseksüellikte de görebiliriz.
Dünyanın tüm toplumlarında hem homoseksüellik, hem de homofobi vardır.
Ensest ilişki, bazı saltanat ailelerinde (Firavular, Polinezya krallıkları ve Halikarnasos (Bodrum) antik şehri krallığı) normal sayılmış, sınırları ise toplumlara göre değişmiştir. Örneğin Arap-İslam toplumlarında kuzenler (amca çocukları) ile evlenilebilinirken, bazı toplumlarda en az yedi kuşak ötesine evlilik yasaktır.
Homoseksüellik de toplumlarda, en muhafazakar olanlarında bile kısmen hoş görülür. Zeki Müren, Bülent Ersoy'u zevkle dinleyen Türk halkı,  mahallesindeki travesti veya homoseksüelleri döve döve öldürür.
homoseksüel dinsizliÄŸi ile ilgili görsel sonucuİbrahimi dinler ise, homoseksüel olmayı cehennemlik olmanın garantisi olarak görür. Özellikle Lut kavminin helak olması efsanesinden yola çıkarlar.

Öte yandan bu İbrahimi dinin toplumlarında homoseksüellik vardır ve genelde her muhazakarlıkta olduğu gibi görmezden gelme eğilimi vardır.
Mesela Osmanlı'da kitap yazılmıştır, yazın oğlanlarla, kışın avratlarla yatılmalıdır diye. Osmanlı'da Yeniçeriler arasında Civelekler denen ve Yeniçeri kabadayılarına seks hizmeti veren oğlanlardan oluşan taburlar vardı.
Afganistan'da ise küçük erkek çocuklarının sömürülmesinden başka bir şey olmayan bacca bazi denen geleneği, devlet aracılığı ile kurumsallaştırdı.
Muhafazakar toplumlar, oğlancılık ya da kulanparalık denen aktif erkek homoseksüelliğini yüceltirken, ibnelik, puştluk denen pasif erkek homoseksüelliğini aşağılıyor.
Kadın ve erkeği birbirinden uzaklaştırması, toplumdaki muhafazakarlığı arttırıp, bir de inkar edilmesine sebep oluyor.
Modern yaşam ise toplumdaki herkes gibi homoseksüellerin de kendi haklarını araması ve kendilerini yüceltmesi çabalarına sebep olmakta. Bu çağda herkes hakkını arıyor.
homoseksüel dinsizliÄŸi ile ilgili görsel sonucuBunun sonucunda da homoseksüeller arasında dinsizlik, cinsel yönelimi farklı insanlardan daha fazla yayılmakta.

4 Eylül 2019 Çarşamba

HEDİYELEŞMEDE ESKİ TÜRKİYE VE YENİ TÜRKİYE



Kaç gündür gezideydim ve yazma imkanı bulamamıştım, kısa sürede ülke gündemi değişti.
Laf arasında Çanakkale'deydim ve beş günde Çanakkale'yi bitiremedim, ilk fırsatta gene gideceğim.
Öte yandan bir haber vardı ki, atanmış bazı kişilerin, kendilerini atayanlara pahalı hediyeler almasıydı.
Bu olay yeni Türkiye dediğimiz döneme (haber doğru ise) ait bir şey değildir ve keşke bir an önce eskise, unutulsa. Hele de bunun devlet parası ve malı ile yapılması.
Bir ara Tekel idaresinin politikacılara ve bürokratlar (toplam da 60.000) kadar kişiye her yılbaşı gönderdiği hediye sepetleri aklıma geldi.
Şimdi bu nesle önce Tekel idaresi nedir bunu anlatmalı.

Özelleştirilene kadar Türkiye'de Alkol ve Tütün dağıtımını (bira hariç idi galiba) elinde tutan devlet kurumuydu. Tüm tütün ürünlerini ve yüksek değerli alkollerin dağıtımı ve satımı sadece ona aitti. Bazı lüks sigara markalarını dağıtan Sabancı holdinge ait şirket bile, ithal ettiği sigaralarını Tekel idaresine teslim etmekle kalırdı.

Bu kurum çoktan özelleşti, sadece alkol ve tütün satan yerlere Tekel bayi denmesi kaldı. Tekelden bayilik almazsanız, alkol ve tütün satamadınız. Tekel kurumu ise bayilerine sadece %4 (yüzde dört) kar payı verirdi. Tekel ürünlerini daha pahalıya veya daha ucuza satamadınız, fiyatı tekel belirlerdi. Masalara servis yapanlara, sabıkalılara Tekel bayiliği verilmez, en ufak sorunda bu bayilik geri alınırdı.

Tekel zamlarını haber alan esnaf, mal stoklar, vurgunculuk yapardı. Tekel ana depoları mesai saatleri dışında kapalı olur, bayiler cuma gününden stok yapar, bazen de pazar akşamı Tekel ürünleri kalmamış olurdu.

(Üniversite sınavını kazanmadan evvel 3 ay kadar bir markette çalışmıştım, oradan biliyorum diyelim.)
İşte bu Tekel yönetimi, 12 Eylül döneminde bir gelenek oluşturmuştu. Bu yanılmıyorsam önce Milli Güvenlik Kurulunu oluşturan beş kuvvet komutanına yılbaşı hediyesi göndererek başlamış, sonra tüm generallere, ardından da albay ve yukarısı tüm subaylara gönderilmeye başlanmış. Siviller iktidarı ele alınca önce iktidar partisi (ANAP) sonra tüm milletvekilleri, valiler, müsteşarlar derken, on binlerce kişiye her yılbaşı pahalı hediye sepetleri göndermek uzun süre gelenek oldu.

Pahalı demişken, Türkiye'de alkol her zaman pahalıydı. Bu sepette sadece  sigaralar (Samsun, Maltepe vs yanında Tekel purosu bir ara lükse olarak ürettiği Tekel 2000 ve Samsun 216 sigarlar) yoktu. Rakı, şarap (köpek öldüren sanmayın, Tekel o zamanlar bazı lüks şarapları da üretirdi), kanyak, şampanya (Köpüklü şarap adı ile üretilirdi. Şampanya adı, Fransa'nın Şampanya bölgesinde üretilenlere aittir.), brendi,  viski, cin, tonik vs  de bulunurdu.                        
O yıllarda hemen her şirketin bir yılbaşı hediye sepeti geleneği vardı. Genelde şirket logosu ve bilgileri olan ajanda, takvim, anahtarlık gibi şeylerden oluşurdu bu sepet. Bazen de, hele de ihale alacakları kamu bürokratlarına ise, pahalı şeylerden oluşurdu.
İlaç firmaları da doktorlara pahalı hediye sepetleri gönderirdi.

Özelleştirmeye yakın bir sene Tekel genel müdürlerinden biri bu hediye sepetlerini bir anda kesti. Pek çok bürokrat,  Tekel'i ve PTT'yi arayıp, sepetinin gelmediğini söyledi. (Yılbaşıları postacıların en yoğun zamanlarıydı. Şirketlerin, Tekel'in ve çeşitli kurumların hediye sepetlerinin kaybolması büyük dertti)
Kamu hediyesinden en büyük yara, Tekel veya başka Kamu İktisadi Teşekkülünün (KİT) yılbaşı hediyesi değildi. Asıl büyük zararı, ülkemizin güzel sanatlar birikimi oldu.
Bunun da başlangıcı 12 Eylül dönemiydi. Gene o günlerde Kültür bakanlığının Güzel Sanatlar genel müdürlüğü ve Güzel Sanatları Müzesi müdürleri, önce M.G.K üyelerine, sonra generallere ve pek çok kişinin makam odasına, devlet koleksiyonundaki resim ve heykelleri hediye etmişlerdi.
İki binlerin başlarında geri toplanmaya çalışıldı ama pek çok resim kayıp ve yerlerinde sahteleri vardı. Hangi müzayede gittiler,  hangi koleksiyondalar, bilemiyoruz.

Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, en büyük yolsuzluklar, darbe dönemlerinde olur demişti.
Meşhur yetmez ama evet referandumunun vaatlerinden biri, 12 Eylül döneminin yargılanmasıydı.
Ancak ne kayıp resim ve heykeller, ne de CASA olayı gündeme geldi. Sözüm ona yargılanan iki orgeneral de, askeri törenle gömüldü. (Zaten doksan küsur yaşında bunak  olmuşlardı.)

Görüleceği üzere bazı şeyler pek de eskimemiş.

müzede kaybolan tablolar ile ilgili görsel sonucu

1 Eylül 2019 Pazar

DİNSİZLİK TÜRLERİ 4, FEMİNİST DİNSİZLİK

kadın cinayeti ile ilgili görsel sonucu
Bu din konularını konuşurken, kadınların bu konulardan kaçındığını fark ettim. 
Sonra türbanını çıkaran kadınların buluştuğu bir siteyi keşfettim. Kadınlar sorunlarını burada konuşuyorlardı.
Kadınların sohbetlerini okurken, pek çoğunun türbanı çıkarmak için kendi ayakları üzerinde duracak, ekonomik bağımsızlıklarını kazanacak durumda olmalarını beklemeleri ve bunu açıkça söylemeleriydi.
Türkiye'de feminizm genelde otuzunu aşmış kadınların ideolojisidir. Kamu oyunun kafasında çirkin veya yaşı geçkin feminist imajı vardır ki, bu büyük ölçüde doğrudur.
Çünkü güzel, hele de genç ve güzel bir kadınının feminist olması, zengin bir Alevinin solcu olması kadar gereksizdir.
Güzel ve hele de genç ve güzel bir kadın, çoğu kez cilveye bile gerek kalmadan erkeklerden istediğini zorlanmadan alır. Bu yüzden güzel ve-veya genç feminist bulmak zordur.
Böyle bir feminist varsa, ya annesi de feministtir ya da erkeklerden erken zamanda ağır bir darbe yemiştir.
özge ulusoy berat albayrak ile ilgili görsel sonucuOysa her kadın feminist, her azınlık üyesi solcu olmalıdır.
Yoksa elli yıllık Mansur Yavaş'a birdenbire Alevilik imasında bulunulabilir, doksanların meşhur zengin Kürtleri ortadan yok olabilir.
Türkiye'de sağcılık yapan gurbetçiler, Avrupa'da kazara bile olsa sağa neden oy vermiyorlar sanıyorsunuz?
Benzer şekilde de zengin, genç ve güçlü de olsa her kadın feminist olmalı; feminist değilim ama diye başlayan cümleleri fazla konuşmamalıdır.

Çünkü bu erkek egemen toplumda, ülkenin en güçlü politikacısının kızı bile olsanız, kocanız sizi aşağılık bir medya fahişesi ile aldatabilir.
Bu feminist dinsizlik dediğimiz şey, son yıllarda Arap ülkelerinde daha yaygın. Son yıllarda ateistliğini ilan edip, ülkesinden kaçan ve başka bir ülkeye iltica etmeye çalışan genç kızların haberleri geliyor. Körfezin Arap ülkelerinin, iyi eğitim almış, o ülke şartlarında genç kızları, bu şartlarını ülkeden kaçmak için kullanıyor.
Çünkü gerçek erkek egemenlik var. Türk toplumundaki erkek egemenlik, Atatürk devrimlerinin de yardımı ile, daha ziyade kadınlara hizmet eder hale gelmiş. Erkek olmak size pek çok sorumluluk yüklüyor ve bu Arap toplumları başta olmak üzere pek çok toplumda yok.

Bu yüzden Türkiye'de genelde otuz yaş üstü, boşanmış kadınların ideolojisi olan feminizm, Arap toplumlarında ergenliğe yeni girmiş  genç kızların ideolojisi.
Üstelik onlar arasında dinsizlik, hele de ateizm daha yaygın. Oralarda İslamın erkek egemen, hatta penisperest uygulamalarında kadınlar daha güçsüz.
Mesela pek çok kere tecavüze uğrayan (hele de kadınsa) recm (taşlanarak) idam edilirken, tecavüzcüye hiç bir şey olmamakta.

Çünkü din dediğimiz şeyde Allah ya da öylesi metafizik şeylerden çok devlet, din adamı (şeyh, papa vs) ve erkek gibi otoriteler tapmaktır.
Devlet ya da din adamı, kişi otoritesine itaat ediyorsa, o kişiyi sever.
Mesela Kadirilikte gavs denen din adamlarından izin almazsanız tövbeniz tutmaz. Bu yüzden pek çok Kadiri gavsların iş yerlerinde ücretsiz çalışır. Bir sonraki gavs, çoğunlukla gavsın oğlu olur.

Pek çok tarikatta ve mezhepte  benzer düzen vardır. İslamda Allah ile kul arasında kimsenin giremeyeceği, zorunlu din derslerinde anlatılan bir masaldır.
Din adamlarının pek sevdiği otoritelerden biri de erkeğin otoritesidir.

Aslında erkek egemenliği sadece tek tanrılı dinlere dayandırmak yanlıştır. İndo-Aryen (Hint Avrupa) ve Hami-Sami (Arap-Yahudi-Habeşistan) kültürleri de fazlasıyla erkek egemendir.
Eski Yunan'da kadın o kadar küçümsenirdi ki, cinsel zevk bile erkekler arasında olması, üst sınıf için tercih edilirdi. Kadınlara sadece çocuk için yakınlaşmak yaygındı.
Bir İngiliz atasözü,  antik Yunan'dan, modern Yunan'a kalan tek şey homoseksüelliktir der.
Zerdüştlük ise kadını tamamen pis, ahmak ve korumaya muhtaç bir varlık olarak görür.

İslamın Sünni ya da Şii pek çok önemli önderi Farisi ve Zerdüşt kökenlidir ve İslamdaki pek çok kadın düşmanı uygulama, Zerdüşt kökenlidir.

Meşhur altı hadis toplayıcısının beşi, hele de en meşhuru Buhari, Farisidir. Peygamberden yüz elli- iki yüz yıl sonra doğmuş bu derleyicilerin eserleri kadın düşmanı metinlerle doludur. Şafilik mezhebinin kurucusu İmam Şafi, Zerdüşt bir aileden gelmekteydi ve bu sebeple Şafilikte kadına, köpeğe, hatta  kız çocuğuna dokunursanız, abdestiniz bozulur.
İslam öncesi Akhamenid, Part ve Sasani imparatorlukları, kısa süreliğine de olsa Mısır, Yemen ve hatta Balkanlardan, İndus vadisi ve Özbekistan'a kadar geniş topraklara hükmetmiş,  Zerdüşt inancı da bu geniş coğrafyada az veya çok etkili olmuştur.
İslamda da kadına en yoğun baskılar İran, Afganistan, Pakistan gibi büyük bölümü Farsça konuşan ve İslamdan önce Zerdüşt olan yörelerdir.
İki binli yıllarda Kürtler arasında yaygınlaşan Zerdüştlük akımının kısa sürmesi biraz da bundandır.
Türkiye'de ise Tengricilik biraz feminizm ile gelişiyor. Pek çok sosyal medya paylaşımında eski Türk toplumunda kadına verilen değerden bahsediyor. Gerçi İslam önce Türk toplumu da yeterince erkek egemendir ama gene de Arap-Aryan kültüründen iyidir.
Dinin bir inanç-metafizik yönü vardır, bir de şoven-kimlik yönü. Türk kızları, kadınların insan olduğunu kabul etmek istemeyen El Ezher uleması ile aynı dinden olmak istemiyor.
Dinciler, kadınları eve hapsetmelerini, onların değerli bir elmas ya da inci gibi fanusta korunması olarak gösteriyor.

Oysa fanus olması gereken erkekler, o çiçeğe bizzat kendisi zarar veriyor. Pek çok kadın, kendisini korumakla görevli kadın tarafından darp ediliyor ve öldürülüyor.
Hem kadınlar artık fanus misali evlerinde yaşamak, fakir ise ev işleri yapıp, zenginse o işleri başkalarına yaptırıp, kocalarının paraları ile birbirlerine gösteriş yapmaktan daha öte bir hayat istiyor.

29 Ağustos 2019 Perşembe

SAHTE MUHALEFET (MUHALEFETE MUHALEFET) İLE VERYANSIN

veryansın ile ilgili görsel sonucu

Trump'ın seçimleri kazanması çok tartışıldı. Özellikle Facebook verilerini kullanması ve Facebook üyelerini yönlendirmesi çok konuşulmuştu. Pek konuşulmayan tarafını da geçenlerde fark ettim.
Facebook'da, sosyolojide etkili kişi denen ve sürekli siyasi olayları takip eden, paylaşım yapan kişiler hedef alınmış.
Bu kişiler sadece siyasette değil,  diğer konularda da aktifidir. Mesela eşek-domuz eti kullanan, yasaklanan firmaları önce onlar basından bulur ve takip ederler. Ardın da arkadaşlarına anlatırlar.
Amerika'da reklamlarda bu kişiler birincil dereceden hedef alınırlar. Trump ekibi üç yüz milyon Ameikalıdan, yaklaşık on bin kadarını hedef almıştı.
Öte yandan politik reklamcılıkta başka bir tür strateji vardır. Bir seçmeni size oy vermesi konusunda ikna edemiyorsanız,  rakibinize de oy vermemesini sağlayın.
Bu nasıl mı olacak? Rakibinizi oy vermeye değer olmadığını, ideolojiyi hakkıyla taşımadığını iddia edin. Bunu yaparken de rakip parti taraftarı veya cenahı gibi görünün.
Türkiye'de yıllardan beri yapılan bir şey.
Yetmişli yıllarda başlayan bir şeydir bu ve sloganı da kulağımıza tanıdık gelecek.
Cehepe aslında sol bir parti değil, cehepe devletin faşist partisidir. Bu tipler  yetmişlerden başlayarak önce CHP'yi, bir ara da DSP'yi sağcı ve burjuva partisi olarak gördü.
12 Eylül öncesinde özellikle radikal solcular, illegal sol oluşumlar, sağ partilerden evvel CHP ve Atatürkçülükle uğraştı. Doğu Perinçek önderliğinde Atatürk'e küçük burjuva devrimcisi dendi.

Perinçek ilginç bir figür. Marksist, Maoist, Kürtçü, Türkçü oldu  ve bütün bunlar olurken tek sabit dostu Çin Halk Cumhuriyeti, tek sabit düşmanı da CHP oldu.
Bu çok solcu tipler, nedense birden bire hidayete eren, sağa geçenlerin bayrak başlığını  yaptılar.
Solu önemsemeyen sağcı yayınlar ise, bu tür yayınları havada kaptı ve sayfa sayfa döşedi yıllarca.
İki binli yıllarda ise bu tayfa birden bire kayboldu.
Sonra CHP'yi faşist bulmalar başladı, yetmez ama evet referandumu öncesi. O zamanlar CHMP birliği falan deniliyordu. O zamanlar sözde boykotla referandumu destekleyen HDP, yere göre sığmıyordu. Tabi o zamanlar çözüm süreci saçmalığı zamanıydı.
Bu zorlama ittifakın çok sürmeyeceği belliydi (en azından şahsım tarafından). Bu sefer de CHDP demeye başladılar.

Bu propagandada amaç, size oy vermeyecek kişilerin oyunun heba olmasını sağlamaktır. Demokrasinin tarihi kadar da eski bir iştir.
İşin kötüsü en az bilinen ve seçmenin en savunmasız olduğu oyundur. Bu oyun için, evin adamları seçilir. Zira hırsız evin içindeyse, öküz bacadan bile çıkar.
İktidar ile mücadelenin en önemli yolu, doğru oy vermektir. Boş oy vermek ise, rakibe oy vermektir.
az solcu ile ilgili görsel sonucu

18 Ağustos 2019 Pazar

DİNSİZLİK TÜRLERİ 4- ERGEN DİNSİZLİĞİ

ergenlik dinsizlik ile ilgili görsel sonucu
Türkiye'de internet ortamlarında nedense birilerine ergen demek hakaret oldu. Garip bir şekilde ergenler bile birbirlerine ergen diye hakaret ediyor.
Bir keresinde öğrencimin biriyle konuşurken konu meşhur Yesterday şarkısında gelmişti. Şarkının Türkçe çevirisinde geçen, dün aşk elimde bir oyuncaktı, bu gün göklerde bir yıldız sözlerinin çok sevdiğimi söylemiştim. O da bana ne kadar ergensiniz hocam demişti.  Kendisi lise ikiye giden biri olarak ergenliği ne kast ediyordu acaba?
Batı filmlerine bakıyorum, ergenliği o kadar da kötü göstermiyor. Ergenlerin çaba ve başarları gösteriyor. Bizde ise ergenler genelde Hababam Sınıfı-Kavak Yelleri karışımı filmlerle yaramazlık ve seks delisi yabaniler olarak gösterilmekte.
Ergenlik sadece cinselliği değil, din, soyut düşünme, siyaset, başka insanlarla ciddi ilişkiler anlamında da hayatın keşfedildiği zamanlardır. Bizdeki gençlik-lise dizilerinde din, siyaset falan yoktur.
ergenlik ile ilgili görsel sonucuGelişmiş modern toplumlarda ve fazlası ile ilkel, taş çağı toplumlarında ergenlik o kadar sıkıntı değildir. Sorun bizim gibi orta çağda kalmakta inat eden toplumlarında. Özellikle de hızla gelişen dünyaya ayak uydurmakta direten ve ekonomisinden dolayı Kuzey Kore gibi kapalı toplum olamayanların da daha fazladır.
Ergenlik, anne-baba ve öğretmenler için her zaman zordur. Size hayran, itaatkar, sizi dinleyen çocuk gider, yerine sizinle alay eden, sizi kıyaslayan ve isyan eden bir ergen gelir. Üstelik artık öyle fiziksel olarak da baş edemezsiniz.
Bu dönemde taş çağı genelde insanları basit bir törenle ergeni, yetişkin ilan ederler. Mesela aslan veya avlanması zor bir hayvanı veya düşman kabileden birini avlamasını falan isterler. Çok eskiden Romanlarda gece ormanda tek başına kalması istenirmiş.
ergenlik ile ilgili görsel sonucuModern toplumda da, ergenlikle ilgili kurumlar çok da mükemmel işleyemeye biliyor. En azından ciddi pedagojik ve bilimsel çalışmalar yapılıyor, ona göre davranılıyor. Bizdeki bastırma yönetminin işe yaramadığının farkındalar.
Bastrıma artık ülkemizde de işe yaramamakta, gençler en ufak fırsatı değerlendirmektedir. Artık gençler, her anlatılana inanmamaktadır. çünkü internetten her şeyi araştırabilmektedir.
Olay sadece bilgi değil, İslamda nefs (nefis) denen arzular da işin içine girmektedir. Bu tatmin edilmediğinde ergenlik yirmi beşli yaşlara kadar uzuyor ve Peter Pan sendromu denen şeyle erken büyümeyen oğlan çocuğu olmakta.
Kızlar ise bir an önce evlenip, aile baskısından kurtulmaya çalışıyor. (Aslında bu olay, bununla sınırlı değil. Feminist dinsizliğinde bunu daha ayrıntılı anlatacağım.)
Günümüzde internette dinsizlk ve Türkçülük denilince akla ergenlik geliyor. İşin doğrusu ülkemizde ergen faşizmi ve ergen dinsizliği çok küçümseniyor.
Oysa bence ergenlik, çocukluktan önemli. Bence insan yedisinde değil, on yedisinde neyse, yetmişinde de odur.
peter pan sendromu ile ilgili görsel sonucuÇocukluk amnezisi (unutması) sebebi ile yedi yaş öncesi anıların çoğu, hele de beş yaş öncesi anıların tamamına yakını silinip, gidiyor. Oysa 12 ile 22 arası yaş döneminde önemli anıların neredeyse tamamı yıllar sonra bile olsa unutulmuyor.
Çocukluk unutmasının sebebi muhtemelen çocukken çok güçsüz olmamız ve bunu getirdiği yetersizlik duygularının zihnimizi işgal etmesine engel olmak olmalı . En azından en yaygın teoriler bu yönde.
Oysa ergenlik, bedenimizin ve zihnimizin son şekli aldığı dönemdir ve en önemli eğitimler tam da bu zamanda verilmelidir.
Devletimiz de böyle düşünüyor ki, ergenlik dönemi müfredatını, din dersleri ile dolduruyor. Bizim nesil bir saatlik zorunlu dersle dindar olurken, bu nesil,  bazı bazı imam hatip gibi (hatta imam hatip öğrencisiyken) haftada 4 ila 6 saat din (siyer-kuran vs) dersi alırken nasıl dinsiz olmakta? Milli eğitim ve diyanet kendisine bu soruyu sormamakta. Bolca dini içerikli derste, ergenliği bastırmanın bir yolu.
Bu yöntem, ergenliğin uzamasına da sebep olmakta.
Normalde ergenlik, 17 ile 19 yaşlarında bitmesi gerek ama baskı onu 22-25 yaşlarına kadar uzatmakta. Çünkü genç insan, yetişkin egemenliğinden kurtulmadıkça, kendisini bulamamakta.
Bu yüzden de üniversitede ateist olanlar çoğalmakta. eskiden üniversiteler ülkücü veya tarikatçı doluydu, şimdi ateist dolu.
Ergen dinsizliğinin diğer bir yanı, yalan başlayıp, gerçeğe dönmesi. Ergen, biraz da gençliğin hevesleri ile (özellikle erkek olanlar, ateist kızlar yatağa kolay girer diye) dinsiz, deist takılmakta; her dindar ülke insanın yaşlanınca tövbe eder, namaza-oruca başlarım diye düşünüyorlar.
Gençleri dinden soğutan en önemli olgu başkalarının yaşamlarını görmeleri, özenmeleri, yanlışları fark etmeleri ve kendi yolunu çizme çabalardır.
ecinniler dostoyevski ile ilgili görsel sonucuGençlerin yönelimlerini engelleme yolu bastırmak değildir. Bu basınç en küçük hava kanallarından dışarı çıkar. Dinlerin bin yıl evvelden kalma kuralları çağlara uymamaktadır. Abdülhamit bile benzr yöntemleri kullanmış, açtığı okullara bolca din dersi koymuş, sonuçta ülkenin dinsiz yazarlar grubu ortaya çıkmıştır.
Dostoviyetski, Sovyetler zamanında yasaklanan Eciniler adlı kitabında,  İncil satıcısı bir kadına porno resimlerle eşek şakası yapan ilahiyat öğrencilerinden bahseder. Stalin ve Niettsche'de bir dönem ilahiyat fakültesine gitmişti.
Camileri ahır yaptılar yalanı ile iktidara gelen ve camide içki içtiler yalanı ile iktidarda kalmaya çalışan parti, çok daha fazlasını yapacak bir nesil yetiştirmektedir.
EK-YATILI OKULLAR VE KURAN KURSLARI
Ek olarak, yatılı okullar ve kuran kursları konusu da buraya eklemem gerek. Bu kurumlarda gençlerin baskılanmasına araç olarak kullanılmakta. Bu kurumlara çok çocuklu aileler,çoğunlukla çocuğun eve masrafı azalsın diye göndermekte, pek çoğu da tarikatların elinde olan bu yurtlarda, çocuklar dindar olsun diye devletçe desteklenmekte.
Oysa bu kurumların topluma pek çok zararı vardır. En başta doğru düzgün işlese bile, ömrü yurtlarda, pansiyonlarda geçen kişi, aile kavramından uzaklaşmakta, bir aile kurmaya karşı isteksiz olmakta.
Diğeri ise, tarikatlara ait bu kurumların asla düzgün çalışmaması, genç insanları mutsuz etmesi ve kendilerini güçlü hissettiklerinde de din kavramından kaçmalarıdır.
Bu tarikatların yurtlarında-yatılı kuran kurslarından ayrılabilen ve kendi yaşamlarını kurabilen çok azdır. Çünkü kişiyi kuşatan tarikat, onun her adımına yön vermektedir.
yatılı kuran kursu ile ilgili görsel sonucuOysa kapitalist sistem, özellikle yeteneğini geliştiren pek çok kişinin yeni alanlara yönelmesini sağlamakta ve pek çok kişi, eğer çok da işine gelmiyorsa tarikatını terk etmektedir.
Günümüzde de tarikatlar, giderek dini kurum olmaktan çok, holding ya da şirketler grubuna dönmüştür. Örneğin tarikat üyesi iş adamı hastane işletmekte, üyelerde genelde o hastanede muayene olmakta. Hastanede tüm hemşirelerin başı açık oysa o tarikatın üyelerinin kadını olmak için kapalı olmak zorunlu. Ya da gene tarikata ait lokanta zinciri, garson kızlar minili vs.
Bu tarikat yurtları ise aşırı kötü işleyen ve denetimsiz yurtlardır. Genelde zengin çocukların kayrıldığı, eskilerin, yeni gelenleri ezdiği ve cinsel taciz dahil pek çok olayın sessizce kapatıldığı yerlerdir.
İnternette bir zamanlar, bir tarikat üyesi bir kızla aşk yaşadığımı öğrenen pek çok kişi bana yurtlarda ve ortamlarda yaşadıklarını anlattı. Esra'ya tarikatını, yurtlarını veya benzer şeyleri pek sormazdım. Yalnız bir kere, bir kız yurdu-kuran kursunun kısa bir süre yöneticiliğini-müdürlüğünü yaptığını anlatmıştı. Yurtta, resmi olarak gösterilenden neredeyse üç kat fazla öğrenci vardı.
Öte yandan Esra, bu tarikat üyelerinin hiç birini takmadan büyümüştü. Ben ilk sevgilisi değildim ama son oldum. Benden sonra başka birisi ile evlendi, ayrı konu. Babası üst düzey bir bürokrat ve tarikatın önemli yöneticilerindendi.
Oysa bu tarikatın yurtlarında kalanlar farklı şeyler anlatıyordu ve pek çoğu da ayrıldıktan sonra din kavramını terk etmişti. Türkiye'nin her yerinde kuran kursu ve öğrenci yurdu olan bu tarikat, Kariatesit, Efe Aydal ya da Evrim Ağacı'ndan daha fazla dinsiz üretmişti.
Sadece bu tarikat değil, diğer tarikatlar da, kendilerine uymayan bu çağda, dinsiz insanlar üretmekte.