Toplum olarak pek çok şeyi birbirine karıştırıyoruz. Maddeler halinde yazacağım, yetmezse Günlük yaşama ait konulardan başlıyorum.
1)En başından, eğitimin tüm kademeleri ve hayattaki başarılar, birbirinden ayrıdır. İlkokul, orta okul, lise, üniversite başarıları birbirinden farklıdır. Ben, kardeşlerim ve akrabalarım, bunun örneğidir. Benim ve kardeşlerimin üniversiteye kadar eğitimleri, hatta en küçük kardeşimin üniversite eğitimi, hiç de parlak değildi. Sekizinci ve dokuzuncu sınıflarda sınıfta kalmakla kalmayıp, okula ara verdim, iki ayrı işte çalıştım. 11. sınıfı hariç (o zamanlar lise 3 yıllıktı) her yıl bütünleme sınavlarım oldu. Üniversiteyi de ikinci senemde, dersaneye gitmeden ve bir kaç farklı işte çalışarak, arada vakit kalırsa ders çalışarak kazandım. Lisede her yıl teşekkür, takdir belgesi alan pek çok arkadaşım, sınavı kazanamadı. Benden bir buçuk yaş büyük teyzem de, her sene takdir aldığı halde, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünü, üç sene uzatarak bitirdi. Benim bitirdiğim Süleyman Demirel Sosyoloji bölümünü, bölümün üçte biri kadarı uzattı ve okulu uzatan pek çok arkadaşım, takdir almak bir yana, kredili sistem sayesinde üç yıllık liseyi, iki buçuk yılda bitirmişti. Kız kardeşlerimden biri 7 ve 8. sınıflarda kaldı, liseyi üç yılda bitirip, üniversite sınavını ertesi yıl kazanarak, öğretmen oldu.
2)Okul sonrası yaşam, tamamen okuldan ayrıdır. Sonrasında iş bulmak, para kazanmak; çalışma-şans ve zeka üçlemesinin birleşimi sorunudur. Herkes şansızlıktan yakınır, oysa nice şansı kaçırmış yada hiç fark etmemeiştir. Bir İran atasözü, şans, kaplumbağa hızıyla gelir, ceylan hızıyla kaçar, der. Bir şekilde çalışmayan kimse yoktur, mesele ne çalışacağını bilmektir. Çok tembel bile olsak, eninde, sonunda para kazanmak için çalışırız. Okul hayatı başarılı herkes, iş hayatında başarılı olmayabilir yada tam tersidir. Eğitim hayatıyla, iş hayatı birbirinden farklı şeylerdir.
Ben ve kız kardeşim, ikinci yılda üniversite sınavını kazanıp, , dört yılda bitirip, KPSS'den önce öğretmen olduk. Sürekli takdir alıp, üç yıl üniversiteyi uzatan teyzemiz de, çalıştığı banka, BBDDK'ya devredilip, kapatılınca, iki bin yılında, İngilizce hazırlık okumuş her üniversite mezununun İngilizce öğretmeni atanmasından faydalanıp, İngilzce öğretmeni oldu. En küçük kız kardeşimiz, üç sene arka arkaya üniversite sınavını kaybetti, sonra ek kontenjanla Ordu^ya, iki yıllık Meslek Yüksek okuluna gitti. O okulu da dört yılda bitirdi Sonra bir kaçotelde ve bir gümrük müşavirlik firmasında çalıştı, evlendi. Kocasının zoruyla açık öğretimle fakülteye tamamladı ve gümrük müşavirliği sınavını kazandı. Şimdi hepimizden çok maaş alıyor. Hiç birimizin aklına, kız kardeşimizin bu günleri göreceği gelmezdi.
3)Öğretmenlik ile okunulan üniversite arasında da çok alaka yoktur. Pek çok proje okulda, fen lisesinde, her hangi bir liseden mezunlar çalışırken, pek çok sıradan ve hatta vasat altı öğrencilerle dolu okullarda da çıkmış, şu anki okulumda tarih öğretmeni, doktoralı ve hatta Hacettepe Tarih dergisinde makaleleri yayımlanmış. Heniz genç, Haymana'da ve burada çalışmış. İngilizce öğretmeni arkadaşım, ODTÜ psikoloji mezunu, psikolojide master yapmış, bir süre bir şirkette çalışmış. Bir subayla evlenince ve iki bin yılında fırsat ekinde geçince öğretmen olmuş. Diyarbakır'a gittiğinde, Dicle üniversitesinde master yapmış, yani çift masterli. Yirmi beş yıllık öğretmen ama hiç proje liselerde, fen-sosyal bilimler lisesinde çalışmamış. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmayı, pansiyonda nöbet tutmamak için kabul etmemiş. Bense fen, sosyal bilimler ve anadolu öğretmen liselerinde çalıştım ve sadece Süleyman Demirel (Isparta) sosyoloji mezunuyum.
Üstelik bu arkadaşlar, evden işe, sıradan bir hayat sürerken, ben buraya sık sık yazı ekliyor, bu yazılara utanmadan felsefe ve sosyoloji diyorum.
Hayatımızın her safhası, ayrı kurallar, ayrı yetenek ve yeterlilikler ister. Bunları birbirinden ayırmalıyız.





