31 Mayıs 2026 Pazar

MUHALEFETİ BEĞENMİYOR MUSUN? GİT KENDİNİ AS

 


Türkiye'de sol partilerde eskiden beri bir gelenek vardır. Kimse, kimseyi yeterince solda görmez. Hatta ikide bir bölünen ve içinden bolca yetmez amacı çıkan bir partinin de sloganı, evet, en sola idi. Sonra bu hastalık,  bir zamanlar Öcalan ile al gülüm, ver gülüm olan Perinçek, sonradan Atatürkçü, üzerine Turancılık yapmaya başlayınca da, birilerini az Atatürkçü bulma modası başladı.

Bu başkasını beğenmeyenlerin pek matah iş yaptıklarını da görmezsiniz. Hadi şu anda yaşı yetmiş ve üzeri olanlar meşhur 12 Eylül öncesinde olanlar, meşhur 12 Eylül öncesini görmüşlerdir. 12 Eylül zamanı biraz tutuklu kalmışlardır, sonrakilerde o da yok. Tek tük bir gecelik gözaltılar o da çok azında. Ama olsun, onlar radikaldir, en solcu ve en Atatürkçüdürler.

Bir de her durumda muhalefeti beğenmeyen, desteklenecek muhalefet olmadığı için iktidarı desteklemeye devam edip, muhalefet ne iş yapıyor diyenler var ki, asıl sözüm onlara. Muhalefet, devletin bir parçası değildir. Muhalefetin amacı, iktidarı yanlıştan ya da aşırı uçlardan uzaklaştırmak değildir. Siz, muhalif kampa ya da muhalif  kabileye geçmek istemiyorsunuz. Muhalif olarak damgalanmak istemiyorsunuz. Mevcut durumdan da memnun değilsiniz. Lakin muhalefet cephesine geçip, lanetlenmek de istemiyorsunuz.  Başkaları muhalefet yapsın, yanlışlar düzelsin istiyorsunuz.

Durumunuz, ordu tüm dünyayı ya da çevre ülkeleri istila etsin, ama ben askere gitmeyeyim; devlet yatırım üzerine yatırım yapsın, ben vergi vermeyeyim diyen tiplerdir bunlar aynı zamanda. Onlar muhalefeti, demokrasiye rot-balans ayarı yaptık  diyen 28 Şubat darbecileri gibi görürler.

Onlara diyeceğim ki, düzen ancak iktidarların arada bir devrilmesi ile düzelir, yani modern demokrasilerde böyledir. Memnun değilsen, destekleyeceğin bir muhalefet partisi ya da grubu illa vardır. Muhalefeti desteklemezsen,  muhalefete katılmazsan,  muhalefetin hiç bir şey yapamaması normaldir.

Halen mi muhalefeti beğenmiyorsun ve bir şeylerin değişmesini istiyorsun ve gene halen mi muhalefeti beğenmiyorsun? 

Git tuvaletin kapısında kendini as ki sadece anan-baban üzülsün.

29 Mayıs 2026 Cuma

SAHTE OLMUŞ KADAR OLDU

 


Doksanlı yılların efsanevi bir canlı yayın olayı vardır, Hügo'ya küfreden çocuk. Programın yapımcısı ve sunucusu Tolga Garipoğlu'na sık sık, bu olayın gerçekten olup, olmadığı sorusu çok soruldu. O da bir süre sonra bu soruya, olmuş kadar oldu diye cevap vermeye başladı. 

Ben de bunu hem son darbe denemesi, hem de ondan önceki muhtıra için benzer şeyler düşünmeye başlıyorum.  Zira darbeye teşebbüs eden tarikat hapiste, fikirleri iktidarda. Kaldı ki daha düne kadar sümüklü şeyhi uğruna ölenler, bu gün de iktidar partisinde görevinde.

Ben benzerini bir önceki muhtıra için de düşünmeye başladım. Zira baş örtüsünü anında yasaklayan darbeciler, imam hatipleri kapatamadı. Onun yerine tüm meslek liselerini mağdur eden katsayı zırvalığını çıkardılar. Oysa Darende İlahiyat fakültesi, irticai faaliyetlerin odağı olduğu gerekçesiyle bir günde -kapanmıştı. Anadolu öğretmen liseleri,   17-25 Aralıktan hemen sonra kapandı. Lise 2'ler bile eğitim fakülteleri ek  puanından yararlanamadı. Bazı imam hatip liseleri öğrencisizlikten kapansa da, iktidar değişince fazlası ile geri açıldı. Ben, o muhtıranın verildiği yıllarda üniversite kadroları gene o malum tarikatın üyelerinin kadrolaşması giderek arttı. Türbanlıların %95'i, okyanus ötesinden gelen emirle, devlet daireleri içinde türbanlarını çıkardı. Sonra öğretmen oldum. Sözde demokratik sol partinin koalisyon başkanı olduğu koalisyon döneminde, eğitim bakanlığı da bu sol partiye bağlı olmasına rağmen (ya da olması sayesinde) bakanlık, bu tarikatın üyeleri ile doldu. Medyada da, bu tarikatı övenler çoğaldıkça, çoğaldı.

Bu son başarısız darbe teşebbüsünden sonra da, söz konusu tarikatın garibanlarının çoğu zor günler geçirirken, kalburüstü olanları da, günlerini gün ediyor. Bazı kimseler, sanki kendileri yıllarca hoca efendi diye övenler kendileri değilmiş gibi, birilerini fetöcü diye damgalamakla meşgul . 

Ayrıca bir siyasi parti, kendisine yapılan darbeyi araştırmıyor ve hatta araştırılmasına yasak koyar?

28 Mayıs 2026 Perşembe

ALIŞ VERİŞ KURAMI VE AZALACAK DÜNYA NÜFUSU

 


Antropolog Bronislaw Malinowsky, yıllarca yaşadığı ilkeller arasında, homo economicus insan görmediğini yazar. Aslında her insan biraz hesapçıdır, ne kadar ilkel olursa olsun. Gerçek Homo Ekonomicus insan, kapitalizmin ürünüdür ve kapitalizmin gelişmesiyle yavaş yavaş oluşmuştur. Kapitalizmin başlangıcı 12. yüz yılda Floransa'da, bazı zengin tüccar ve bankerlere, soyluluk ünvanı verilmesi olarak kabul edilse de, Kapitalist kişiliğin ortaya çıkışı 15-16. yüz yılları bulur. Bu kişi sürekli bencildir ve faydasını-karını düşünür. Teorisini 18. yüz yılda İngiliz filozof Jeremmy Bentham ortaya koymuştur. Buna göre herkes kendi çıkarını kollarsa, toplanda toplum ve insanlık, asgari bir ahlakta birleşir. Bu fikri daha sonra John Stuart Mill ve pek çok İngiliz-Amerikan filozofu, bir kaç değişiklikle savunmuştur. İnsana ilk anda saçma geliyor, ben de yıllarca bu anlayışı eleştirdim. Yıllar sonra kendimi eleştiridim. Sonuçra Anglosakson kökenli milletler (İngiliz, Amerikan,Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda vs) en azından kend iç ahlakı sağlam milletlerdi. 1918'de Büyük Britanya İmparatorluğu, Dünya karalarının üçte birine hakimdi.Halen de dünyanın altıncı büyük ekonomisi, halen de dünya da havacılık ve denizcilikte uluslar arası antlaşma dili İngilizce. Halen Amerika, bu felsefeyi takip eden millet olarak dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü.

20.yüz yılda, bu homo ekonomicuslar'ın davranışını açıklamak için, sosyal psikolojik bir bakış açısı- teori oluşturuldu. Buna göre her insan ilişkisi, bir alış verişti. Bu alış veriş sadece mal ve hizmet alış verişi değildir; duygu alış verişidir. Charles Darwin'in evlilik kararı öncesi böyle bir hesabı meşhurdur. Bu kuram,  homo ekonomiscus insanın davranışlarını açıklasa da, halkın henüz tam kapitalistleşmediği toplumların davranışlarını açıklamaz.Giderek daha fazla insan, homo economicus oluyor ve alış veriş kuramına göre davranıyor. Kafasında sürekli hesap-kitap yapıyor, çıkarını arıyor, ve sürekli daha iyisini arıyor.

Kapitalist ve ekonomik insan için çocuk yapmak, daha 19. yy'da burjuva ailelerinden başlayarak yük olmaya başladı.Nüfus azalması-yaşlanma tehlikesine ilk giren ülke Fransa oldu. Emil Zola, Fransız halkını doğuma teşvik etmek için Döl Bereketi romanını yazdı. Hitler, Kavgam'da, Fransızların bu sorunuyla alay etti. İkinci Dünya Savaşından on beş yıl kadar sonra, batı ve kuzey Avrupa, bu nüfus şokuyla karşılaştı. Sovyetlerin korkutucu tehditlerine rağmen, uzun süreli zorunlu askerlik uygulaması uygulayamadı, çok fazla askerli bir ordu oluşturamadılar. Almanya başta olmak üzere hemen hepsi, sanayileşmemiş ülkelerden işçi göçü aldılar, doğum oranlarını arttırmak için ailelere teşvikler verdiler. Bu sırada dünyanın geri kalanında nüfus, katlanarak artıyor, ülkeler doğum oranlarını azaltmanın, nüfus planlamasının yollarını arıyordu. Çin, yıllarca aileleri tek çocuğa mahkum etti, şimdi teşviklerle arttırmaya çalışıyor.

Seksenlerde güney Avrupa, doğum teşviklerine muhtaç oldu. Doksanlardan itibaren dünyanın geri kalanında doğumlar hızla düşmeye başladı. Şu an, Türkiye dahil, dünya devletlerinin üçte ikisinde doğum oranı, nüfusu korumak için gerekli oranın altında.Halen nüfusu artan ülkeler, çocuk yaparken, evlenirken, kazanç-zarar hesabını yapmayan, iç güdüleriyle yaşayan insanların çok olduğu ülkeler. Dünya nüfusunun katlanarak arttığı 1950-1990 dönemi çok uzak. Artık Dünya nüfusu yılda yüzde bir ya da iki civarında artıyor. Doğu Avrupa'da, toplam nüfusları yüz otuz nilyonu aşkın on iki ülke de (Polonya, Ukrayna,  Belarus, Litvanya, Letonya, Estonya, Çekya, Slovakya, Macaristan, Moldova,Hırvatistan), doğan bebek sayısı, otuz beş milyon kadar insanın yaşadığı Özbekistan'da doğan bebek sayısı ile neredeyse aynı. Doğu Avrupanun homo econiscus insanı, ekonomisi kırılgan bu ülkelerde çocuk yapmak istemiyor. Özbek halkı ise daha homo economismus değil. Modern şehir insanında kafasında hesap yapıp, evlenmek bir yana, flört ya da cinsellikten bile kaçınıyor. Japonya'da böyle erkeklere otçul erkek deniliyormuş.

Dünyayı sömüren kapitalizmin, en yeni krizi. Yakında Mısır, Nijerya, Özbekistan ya da benzer ülkeler de kapitalist modern insanlarla dolup, nüfus sorunu tüm dünyayı etkileyecek.Yapay zekaya rağmen, çalıştıracak insan ve belki de ürettiğini tüketecek insan bulamayacak. Hayat, hesaplarımıza gelmeyecek bir sürü faktörle doludur ve Kürtlerin dediği gibi, korkanın çocuğu olmaz.

25 Mayıs 2026 Pazartesi

TÜRKLERİN VE ERMENİLERİN KERHEN BARIŞI



Her şerde bir hayır vardır denir ya, 1999 depreminin beklenmedik sonuçlarından biri de Türk ve Yunan dostluğu oldu. Gelen arama kurtarma ekipleri, kan vermek için sıraya giren Yunan halkı, gelen yardımlar, bir dostluğun başlangıcı oldu. Benzer bir depren Atina'da olunca, bu yardımların karşılığı da verildi. Acı gerçek şuydu. Bu dostluk kerheni yani isteksizce ve tiksinerek. Bu kelime Türk halkı için, Bülent Ecevit'in 14 Ekim 1979'da yaşadığı Bej Sıfır diye tarihe geçen ara seçim yenilgisi ardından başbakanlıktan istifa etmesiyle, Süleyman Demirel'in 12 Kasım 1979'da kurduğu azınlık hükumeti ile moda olmuştu. Mecliste çoğunluk alamayan Demirel hükumeti, Necmettin Erbakan'ın kerhen güven oyu alması ile iktidara gelmiş, böylece askeri darbe on bir ay kadar bir süre ertelenmişti. Meclis'in, görev süresi biten Fahri Korutürk (Tam adı Esseyit Hasan Fahri Korutük'müş) yerine cumhurbaşkanı seçememesi ve ülkede siyasileşmiş sokak savaşları dürmayınca, 12 Eylül darbesi gelmişti, bu da ayrı konu.

Süleyman Demirel, sonradan SHP (12 Eylül sonrası CHP) ile koalisyonları da, seksen öncesi Ecevitle bir araya gelmedi, darbeye sebep oldu suçlamalarına karşı kerhen bir barıştır. Barışlar çoğu da kerhendir, yılların nefreti öyle hemen bitmez. Diğer yandan Atatürk'ün, İzmir İktisat Kongresi açılışında yaptığı konuşmada dediği gibi, kılıç sallayan kol yorulur, saban süren el güçlenir. Bu yorulma bazen nesiller sonra olabilir. Fransa ve Almanya, sürekli birbiri ile savaştı ve birbirini ezdi. Otuz yıl savaşlarında, kendi içindeki Protestan azınlığa kan kusturan Fransa; Almanya'daki Protestanları ezdi. Napolyon, Almanların bin yıllık Kutsal Roma imparatorluğunu yıktı. Güçlenen Fransa, Fransa'yı Sedan savaşında yenip, Fransızların Versay sarayında, Alman birliğini ilan etti.Birinci Dünya Savaşında yenilen Alman heyeti, küçük bir vagon içinde rezil edildi, İkinci Dünya savaşının başında Hitler, rövanşı aynı vagonda aldı. Almanlar yenilince, vagon yakılarak yok edildi. Savaş sonrası Naziler'in kurduğu gümrüksüz alan aynen devam etti.Avrupa Birliği de bu alan üzerine kuruldu. Şimdi Avrupa'da ve Dünya'da, Fransalmanya gerçeği var. Türkiye ile Azerbaycan için nasıl, iki devlet, bir millet deniliyorsa; Fransa ve Almanya'da iki millet, bir devlet deniliyor. Bu iki devletin dış politikası fazla paralel işliyor. Alman ve Fransız milletlerinin birbirlerini sevdikleri konusunda pek bir bilgim yok, sevmeselerde gerçek bir barış içindeler.

Halklar savaş döneminde birbirine o kadar çok zulm eder ki, barışmak zor, hatta imkansız olur. Bu yüzden yendiğiniz düşmanı, barışmayacak kadar perişan etmek, tarihi bir hatadır. Şu an Türk (Azeri -Gney Azerbaycan)-Ermeni barışı karşısında en büyük engel, neredeyse tüm dünyaya yayılmış Diaspora denen dış Ermenilerdir. Dış Yunanlar ya da Yunan Diasporası, Türk-Yunan dostluğuna karışmamıştı. Bu diaspora, büyük ölçüde Yunan milletinin kendi iç çatışmalarının sonucudur. Önce Kurtuluş Savaşından sonra göç eden Anadolu Rumlarının pek çoğu Türk tohumu diye dışlanarak, Avusturalya başta olmak üzere, yurt dışına göç etmelerine sebep oldu. Oysa Anadolu Yunan ordusunun üçte biri, Anadolu Rumlarından alınan gönüllülerden oluşuyordu. Üstelik Anadolu'da, Yunanlıların Pontus dediği Doğu Karadeniz ve Kapadokya başta olmak üzere, pek çok bölgesi, Yunan ya da işgalci diğer ülkelerin (İtalyan, Fransız ve İngiliz) egemenliğine girmemişti. Sonra 1944-49 arasında süren iç savaş, ülke nüfusunun üçte birinin geri dönmeksizin göçüne sebep oldu. Ermenistan'ın ise, Lübnan, Fransa, A.B.D (Californiya özellikle) ve Arjantin başta olmak üzere, Dünya'nın dört bir yanına dağılmış Ermeni toplulukları kendilerini 1915 Tehcirinin kurbanı olarak görmekte ve göstermekte; olası Ermenistan-Türkiye-Azerbaycan barışını kendilerinin konumuna saldırı olarak görüyor. Diğer yandan 3 milyon nüfuslu, otuz bin kilometre kareden biraz küçük, tüm ekonomisi Azerbaycan, Soccar şirketinden daha küçük Ermenistan'ın komşularıyla barışa ihtiyacı var. Türkiye ve Azerbaycan, bu küçük ve diasporası kalabalık ülkeyle barışmak zorunda.

24 Mayıs 2026 Pazar

Bay Kemal, Hoşgeldiniz….

 



Bay Kemal,
Hoşgeldiniz….
Ne kadar da sevindik bilseniz…
Meydanlardaki coşkuyu görüyor musunuz? Araçlar bile kornalarına basarak gelişinizi kutladılar.
Doğrusu ben bunca yıldır böyle bir coşku görmemiştim, büyülendim.
Ya atılan kutlama sloganlarına ne demeli?
Mutluluğumuz, gözyaşlarımıza karıştı, partililer ne yapacağını şaşırdı.
Yıllardır; “Ben Kemal geliyorum!” dediniz ve başardınız, sonunda geldiniz.
Gerçi hedef biraz şaştı ama olsun, geldiniz ya, özlemlerimizi giderdiniz.
İnanın tarihe geçtiniz….
Gelişiniz Türkiye’de bir milat oldu. Bizi hukukun üstünlüğüne ve özellikle yargı bağımsızlığına yeniden inandırdınız. Allah’a hamdolsun ki, artık rahatız, varlığınızla güvendeyiz.
Bu kadar sevildiğinizi bilmediğinize eminim. Özellikle iktidar medyası aylarca yayın yaptı. Çok şükür değerinizi sonunda anlamışlar.
Verdiğiniz son videolu mesajdaki ipuçlarını nasıl da hemen buldular. Arkanızdaki tablodan, oturduğunuz koltuğa hatta masadaki o kutsal kristal bardağa kadar ne kadar incelikle yorumladılar.
Ne de olsa keramet sahibi insanlar, kerametten iyi anlıyorlar.
Arkanız sağlam, öyle bir, iki televizyon kanalıyla yol almak zor olacaktı. Artık tüm medya avuçlarınızda. Yandaş kanallar candaş oldu.
Türkiye’nin alışkanlıklarına yeniden kavuşmasına katkı yaptınız.
Neymiş? CHP iktidara yürüyormuş, oyları %35’leri aşmış, birinci parti olmuş… Boş laflar, bırakın halk çeyrek yüzyıldır alıştığı gibi yönetilsin, değil mi ama?
Ya mutlak butlan kararına karşı Özgür Özel’e destek veren siyasi partilere ve ODTÜ’lü gençlere ne demeli?
Eminim hiç umursamıyorsunuzdur, onlar kendi işlerine baksınlar, değil mi ya?
2023’te helalleştiğiniz gruplar geldi aklıma.
Ne iyi etmiş de 6-7 Eylül mağdurları, Kahramanmaraş ve Sivas katliamı mağdurları, 12 Eylül'de idam edilen gençlerin aileleri, Sulukule’de evleri gaspedilenler, Soma maden kazasında ölenlerin aileleri hatta İsmail Korkmaz’ın ailesi ile bile helalleşmiş ve bu acılardan dolayı CHP’nin sorumlu olduğunun altını kalın çizgilerle çizmiştiniz. Gerçi CHP iktidar bile değildi ama olsun! CHP her zaman suçludur ve her şeyden de sorumludur.
Hatta Said-i Nursi’nin kitaplarına konulan yasağın kaldırılması bile sayenizde oldu. Tarikatların önünü açtığınız için bu millet, oy vermese de size minnet duydu.
CHP, sayenizde CHP’liler dışında herkesin yuvası oldu. Az iş miydi bu ?
Kimileri size Atatürk’ün CHP’sini suçlu ilan eden “1930’ların, 1940’ların CHP’si değiliz” açıklamalarınız için öfke duydu. Hatta CHP’yi dinazorlarla özdeşleştiren video çekimlerinize kırıldı.
Ama olsun, siz CHP’yi tarihin çöplüğüne atarak bir Y-CHP yarattınız. Başarıdan başarıya koştunuz. 2023 seçimlerindeki bonkörlüğünüzü kim unutabilir ki! Tam 39 milletvekilliğini dost ve müttefik olduğunuz sağ siyasi partilere armağan ederken hiçbir karşılık beklemediniz. Getirisi yoktu ama olsun varsın, götürüsü olsun dediniz.
Yine tarihe altın harflerle geçtiniz.
CHP’nin yüzyılı aşkın tarihinde sizin kadar eli açık, gönlü bol bir lider görülmedi. Sırf Recep Tayyip Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı olsun diye, onun ikinci sınıf bir replikasını Cumhurbaşkanı adayı bile yaptınız. O muhteşem seçim sloganını, 'Ekmek için Ekmeleddin'i hafızalara kazıdınız.
Aslında emekleriniz anlat anlat bitmez.
Son açıklamanız ise çok heyecan yarattı. CHP’yi kuruluş kodlarına döndüreceğinizi vadetmiştiniz.
Gerçi bu açıklama kafaları biraz karıştırdı, siz 13 yıl boyunca CHP’yi kuruluş kodlarından uzaklaştırmak için onca emek sarfetmiştiniz ya, şimdi bu emekler boşa mı gidecek derken, anladık. Bayağı da rahatladık. Ahlaki deformasyona son vermekten söz etmişsiniz meğerse.
Ahlak çok geniş bir kavram, biliyorsunuzdur elbette. Haddimi aşmak istemem ama örneğin yalan, riya, ikircikli tutumlar da ahlak kavramına girer.
Hani derler ya, “ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol”, siz tabii ki çok iyi bilirsiniz Mevlana’nın bu evrensel sözünü.
Ahlak kavramının, şaibeli parasal işler yapıp, orta gelirli iken “karunlaşanlar” kadar, onları koruyan ve sürekli önemli makamlara atamayı sürdürenleri kapsayıp, kapsamadığının yanıtını iyi bildiğinize de eminim.
Zaten Türkiye’nin gündemine yolsuzluk dosyaları ile girmiştiniz. Hatta bizler de gelen yolsuzluk iddialarını size bildirmek konusunda talimat almıştık.
Çok iyi hatırlıyorum, o dönemde elinizde bir yolsuzluk dosyası ile kameralara poz bile vermiştiniz. Haddimi aşmak istemem ama sanırım dosyanın üzerinde Mustafa Sarıgül yazıyordu.
Neyse geçmiş zaman, unutalım gitsin. 'Bu kadar kusur kadı kızında bile olur' derler…
Siyasette “dün dündür” diyerek geçelim.
Bugüne dönelim, haksız ve hukuksuzca kaybettiğinizi iddia ettiğiniz koltuğunuza kavuştunuz ya, mübarek olsun…
Sadece CHP’liler değil, adını değiştirmek istediğiniz Türk Milleti de size minnettardır. Yıllardır alıştıkları AKP iktidarının devam edeceğinin güvencesine varlığınızla kavuştular. Dün gece de rahatça uyudular.
Demokrasi uğruna verdiğiniz mücadelenin somut kanıtını da delege iradesine ödün vermeyişinizde buldular.
Sahi, merak ediyor insanlar, soruyorlar, “yarım bıraktığınız hangi işi bitirmek için döndünüz?”
Rivayetler muhtelif; kimi diyor ki, “Şu yeni anayasa var ya, hani bazı densizler ‘bölünme anayasası’ diyorlar,işte o masaya oturması kesin olan kişi olduğu için döndürüldü”….
Sizin önceki çözüm sürecinde masa feshedildiği halde hala Anayasa yapılsın ısrarınızdan dem vuruyorlar.
Bazıları da “CHP’nin Y-CHP’ye dönüştürülme tasarımına son rötuşların yapılması için döndüğünüzü” iddia ediyor.
Yani her iki iddia da önemli, her iki hedef de kutsal ve bizim 'Batılı Dostlarımızın' mutluluğu için gerekli.
Aman ne iyi ettiniz de döndünüz Kemal Bey, CHP’liler olarak sevinç ve umut içindeyiz.
Sayenizde demokrasiyi burcu burcu koklayacak, yargı bağımsızlığının güvencesini yeniden tadacak ve başarıdan başarıya koşacağız.
Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz!

22 Mayıs 2026 Cuma

İMAR AFFINDAN KÖTÜSÜ, VARLIK BARIŞI



 Ülkemiz sık imar afları gibi başka bir felaketi de sık sık yaşıyor, bu da varlık barışı denen vergi ve kara para afları. İmar barışının nasıl tuzlu su içmek gibi olduğunu yazmıştım. ırdı.Son Maraş depremi, iktidarı değilse bile kamuoyunu imar barışlarının tehlikesi ile ilgili olarak uyandı, büyük ölçüde. Bir başka tehlike var ki, kamuoyu tehlikenin yaşandığından bile bihaber. Varlık barışıyla gelecek olan bir felaket yok, yaşadığımız bir felaket var. Yaşadığımız enflasyon ve sikimflasyon denen kalite düşmesi, bu varlık barışları ile alakalı. Çünkü bu varlık barışı ile gelen para dürüstçe kazanılmış bir para olmadığı için, bankalarda da dürüstçe durmuyor. Suç işleyerek kendini katlama çabasına giriyor. Sürekli vurgun peşinde sıcak para yatırımcısı, sürekli bir enflasyona sebep oluyor. Son bir kaç yılda oluşan garip enflasyonist sebep, pek çok vurgunun bileşkesi. Farkında mısınız bazı mal ve hizmetlerin ürünleri, ara ara absürt şekilde artıyor ve bunun mantıklı bir açıklamadsı yok? Bu parayı ülkeye getirenler, bu parayı tekrar katlamak, ahlaklı ya da ahlaksızca katlamak niyetindedir. Dahası bu parayla sokak çeteleri dahil, suç örgütlerini tekrar beslemeyi de ister.

Sanayileşmiş, kalkınmış ülkelerde imar barışı göremediğiniz gibi, varlık barışı da göremezsiniz. Bu ülkeler de tüm sanayileşmişliklerine ve kalkınmışlıklarına rağmen arada bir iktisadi krize girer, belli sektörlerde sıkıntı yaşarlar. Gene de bir varlık barışı ile kara parayı ülkelerine almayı düşünmezler. Bu rezil paranın hiç bir zaman mal ve hizmet üretimine dönüşmeyeceği, gene illegal faaliyete dönüşeceği bellidir. 1997'de, Hong Kong, İngiliz egemenliğinden, Çin egemenliğine geçtiğinde Amerika, bir yasa çıkardı. Belli bir servetin üzerindeki parayı ülkeye getiren ve bir miktar insan çalıştıranlara yeşil kart- vatandaşlık verdi. Bu yapılırken bile mafya üyeleri, tehlikeli tipler ülkeye alınmasın diye uğraşıldı. Çin mafyası, Amerika'ya mümkün olduğunca sokulmadı.

Kara parayı kabul eden ülkeler, suçlu ülkesine dönüşür. Bu en basit çıkarımdır, sonuçta sokaklar, çetelerle dolar. Oysa daha derin tehlike vardır, iç savaş. Kara paranın getireceği suç, sokak çetelerini de büyütür. Bu sokak çeteleri siyasete de bulaşır. Sadece iktidar sahipleri ya da muhaliflere değil, iktidar içindeji içi hizipler için de cinayet işleyebilirler. 

21 Mayıs 2026 Perşembe

PATLAYACAK OLAN FAŞİZAN DAMAR

 


Ülkemiz progromlar ülkesidir. 1934 Trakya, 6-7 Eylül İstanbul, Maraş, Çorum, Madımak  ve pek çoğu halen hatırdadır. Bunlardan 1934 Trakya progromu, CHP'nin Türk Ocaklarını kapatıp,  Halkevlerini açmasına sebep oldu. 6-7 Eylül ise, 27 Mayıs darbecilerince yargılandı. Onun dışında progromlar genelde yargılanmadı ve devlet desteği ile yapıldı.

2021 Altındağ ise başkaydı. İktidar aslında basbayağı Suriyelileri korumak istiyordu ama saldırganlarla da arasını bozmak istemiyordu.  O kalabalık muhalif olsaydı, makineli tüfek ile seri halde öldürülür, Suriyeliler korunmasaydı, o kalabalık bir Suriyeli katliamı yapardı. (Maraş-Çorum, Sivas ve Gazi Mahallesinde olduğu gibi.) Onun yerine faşist kalabalık sakinleştirildi. Faşist bir topluluğu sakinleştirmek, kışkırtmaktan daha tehlikelidir. Zira artık otoritenin kendisini ezemeyeceğini öğrenmiştir, ceza almayacağını öğrenmiştir. Faşizmi sakinleştirmek diye bir şey yoktur, cezasız her nefret davranışı, bir sonraki için cesaretlendirmedir.

Faşizmin dişine, Suriyeliler konusunda bir kere kan değmiştir. Suriyeliler, Altındağ ilçesinden sürülmüştür. Artık Türkiye'de, hiç bir yer, göçmenler için güvenli değildir. Sadece Suriyeliler değil, Afganlar, Somalililer, Iraklılar ve hatta Türk cumhuriyetlerinden gelmiş göçmenler de güven de değildir. Altındağ'dan ve Ankara'dan dağıtılan bu göçmenlere, gittikleri yerlerde de huzur vermeyecekler.

Altındağ progromunu düzenleyenler, iktidara muhalif değil, iktidar yanlısı kişilerdi. Aksi halde bu topluluk şiddet ile dağıtılırdı. İktidar bunu yapmayarak, suçu muhalefete atma hakkını da kaybetti. 

Bu dönemde muhalefete düşen, suçu devralmamaya çalışmaktır.

(2021 Altındağ progromundan sonra başka bir blog için yazmıştım. Son iki yıldır, Beşar Esat'ın devrilmesinden sonra Suriyeliler'in pek çoğu sessizce ülkesine döndü. Gene de bu faşizan damar teorimin, başka yabancı gruplar için geçerli olduğunu düşünüyorum.